İHVAN-I MÜSLİMİN VE BİZ
Yusuf Yerli

İHVAN-I MÜSLİMİN VE BİZ

Müslüman Kardeşler hareketi Hilafet’in ilgasının hemen ertesinde neşvü nema bulmuş bir Islah hareketidir. “Kötülükleri men, iyilikleri teşvik” ana prensibidir. Ümmetin birliğini esas almıştır. Kurucusu Hasan El Benna “anlaştığımız hususlarda yardımlaşacağız, ihtilaflı olduğumuz konularda ise bir birimize dayatmayacağız” ilkesi üzerinden yürmüştür.

 

Müslüman Kardeşler hareketinin kuruluşunda ya da sonraki çalışmalarında Osmanlı bakiyesi Türklerin bir katkısı ya da etkisi olmuş mudur? İhvan’ın kurulduğu dönemlerde, Şeyhul İslam Mustafa Sabri Efendi, Yozgatlı İhsan Hoca, Mehmet Akif Ersoy gibi onlarca mücadele azmi yüksek şahsiyet İstanbul’dan Kahire’ye sığınmışlardı. Bu şahsiyetler Kahire’de ne yaptılar? Bu ve benzeri sorular beni uzun sure meşgul etmiştir. Taki Merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hatıratı yayımlanıncaya kadar.

 

HASAN EL BENNA İLE TANIŞMA

Ali Ulvi Kurucu anlatıyor:“Kahire'de bir gece Mustafa Runyun ve Ali Yakup Efendilerle birlikte yurdumuza dönerken karşıdan dört beş kişilik bir grup geliyordu. Güzel ve net bir Arapçayla konuştuklarından söylediklerini anlayabiliyorduk. Tam yanımızdan geçerlerken aralarında nur yüzlü bir zat dikkatimi çekti. Runyun kardeş dedi ki: “Şu zat konferanslar veren ve Müslüman Kardeşler’in başkanı olan Hasan El-Benna'dır.”

El-Benna isminin söylendiğini duymuş olmalı ki; adımlarını geri alarak bize selâm verip, "Kardeşler kimlerdir?" Dedi. Kendimizi tanıtınca hocanın candan tebessümü, sadakatle el sıkması ve gözlerindeki parlaklık çok dikkatimi çekmişti ki; onu çoktan tanıyormuşum gibi sevdim. "Sizin yurda yakın konferanslarımız oluyor, buyurun." dedi, ayrıldık.

Bu zatın ilahi nuru ve samimiyeti kalbimi fethetmiş idi. ilk konferansına bir kardeşle gittik. Gençlerin ruhuna hitap ederek gayet fasih ve beliğ üslubu ile kolay anlaşılan cümleler kullanıyordu. Benna'nın gönül genişliğini, tevazuunu ve bütün varlığı ile çalıştığını görünce dedem, babam ve amcam gözümün önünde canlandılar. Konferansta bizi fark etti ve yanına çağırdı. Tokalaşırken adımı söyleyince hafızasının kuvvetine hayret ettim.

İkinci konferansını sabırsızlıkla bekliyordum. Gençliğe kendini sevdiren, onların fikirlerine ışık tutan, sohbetleriyle ruhlarını doyuran, gayretlerini destekleyen ve ilim sahalarında daha başarılı olmaya teşvik edendi. Gelenler arıların çiçeklere koştuğu gibi meselelerin özüne vararak istifade etmek istiyorlardı. Akşam ve yatsı namazlarını kıldırıp cemaate dönerek şöyle diyordu:

Bugün okuduğumuz ayetlerden anladığımız kadarıyla şu manaları sezebiliyoruz. Sizin kafanıza takılan veya açıklanmasını istediğiniz noktalar varsa buyurun sorun, beraber konuşalım. Böylece, o gün işlenecek konuya dikkati çekiyordu. Kuran-ı Kerim'den, gününe ve münasebetine göre örnekler vererek dünya ve ahiret âlemleri arasında bağ kuruyordu.

Cemaatle kendisi arasında saygı hâkimdi. Gençlere "ya ahi" (kardeşim) ve yaşlılara "seyyidi" (efendim), diye hitab ederek herkesi kucaklar, alâka gösterirdi.”

 

EL BENNA’NIN MUSTAFA SABRİ EFENDİ İLE TANIŞMASI

“Vaktiyle Mısır maarif bakanı ve son günlerde ayan başı olan Dr Mustafa Heykel paşa Fransa’da okumuş, yazı ve fikirlerinde Fransız kültürünün hâkim olduğu sezilmekte idi. O günlerde Fransa’da Peygamber Efendimiz(sav) hakkında bir kitap çıkmış. Mucizeleri inkâr ediyor ve Peygamberleri Allah’ın seçtiği kimseler olarak değil de sıradan büyük adamlar olarak görüyormuş. Heykel Paşa bu görüşlerin tesirinde kalarak, Fransızca “Hayat-ı Muhammed” isminde bir kitap yayınlar. Bu kitapta mucizeler tevil edilip bunların hayat kanunlarına aykırı olduğunu iddia eder.

Bu kitaba cevap yazılmak istenir, fakat felsefi yönü yabancı lisanla yazılı ve itikat meselesi olduğundan Ezher’den bir heyet Mustafa Sabri Efendiye (Tokatlı, son şeyhülislamlarımızdan) gelir. Bu vazife kendisine teklif edilince hoca kabul eder. Kitap hazırlanır, fakat zaman harp günlerine tesadüf ettiğinden imkânsızlar ortaya çıkar.

Bu olup bitenlerden Hasan el Benna’nın haberi olunca Mustafa Sabri Efendiye gelir. O ziyarette bizzat bulunmuştum. El Benna şöyle dedi; “ Efendim! Siz böyle bir kitap yazmışsınız, fakat bastırma imkânı yokmuş. Biz iki yüz adet alabiliriz.” Sonunda kitap basılır ve hizmete vesile olur.

 

EL BENNA İLE M. AKİF’İN TANIŞMASI

 “Benna Kahire’ye geldikten sonra merhum şairimiz Mehmed Akif ile de tanışmışlar ve birbirlerini çok sevmişler: “Türk millî şairi Mehmed Akif, Mısır'da kaldığı yıllarda Üstad Hasan El Benna ile bir bayram toplantısında görüşmüşler ve aralarında bir dostluk kurulmuş.

Üstad Hasan El Benna'yla Medine'de bir sohbetimiz daha oldu. Üstad, Mehmed Akif'ten bahsederek, İstiklal Marşı hakkında şöyle dedi: “Bu şiirin bir hikâyesi vardır. Türk yurdu düşman istilasından kurtulduktan sonra bir istiklal marşı yazma fikri ortaya atılır. Müsabaka tayin edilir ve yüz küsur şiirden bu şiir birinci gelir. Millet Meclisinde dört defa ayakta okunur. Bu şairin, meclise gelirken giydiği üzerindeki palto dahi arkadaşının olduğu halde kendisine teklif olunan ikramiyeyi reddeder.

"Bu mükâfat benim değil, şehit düşen Mehmetçiğin, muzaffer ordunun ve milletindir. İhlâs için bir örnek vermek istersek bu davranıştan daha çarpıcı misal veremeyiz, deyip, İstiklal Marşı'ndan bazı beyitleri okumamı istedi. Kardeşler bazı beyitlerin tercümesini isteyip kaydettiler."

"Bir milli marşa ezanı, ibadeti, mabedi koymak çok manalı, çok güzel" diyen Benna, Akif'in müsabaka ödülü almamasına da hayrandır; "Ya İhvan! Hazel iman!(işte iman) İman için misal arıyorsanız budur. Giyecek paltosu yok, ama parayı almıyor. Ne yazık ki bu gün insanlar böyle bir şeyi değil almamak, bir de rüşvet vererek kendilerine verilmesini temine çalışıyorlar. İman budur işte, iman budur."

Benna, Akif hakkında Ali Ulvi Kurucu Beye şöyle der: "Dostum Dr. Abdülvehhab Azzam'ı bir kaç defa bayram ziyaretine gittiğimde, Hilvan'daki evinde, Şair Muhammed Akif Bey'e rastlamıştım. Kendisiyle görüştük, asil bir insan."

Rabia’daki Müslüman Kardeşler’e selam olsun.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum