Ali'yi severim amma Alevi değilim
Yusuf Yerli

Ali'yi severim amma Alevi değilim

İsa’yı (as) severim amma, Hristiyan değilim.

Musa’yı (as) severim amma Yahudi değilim.

Hristiyanlar İsa’yı sevdikleri için Hristiyan değiller.

Yahudiler de Hz. Musa’yı sevdikleri için Yahudi değiller.

 

Hem Hristiyanım diyen hem de Yahudiyim diyen elbette (kendi) İsa’larını ve Musa’larını sevmektedirler ve dahi Hristiyan ve Yahudi olmalarında bu “sevgi”lerinin payı vardır.

Aleviler de Ali’yi sevdikleri için Alevi değiller. Elbette Alevi olmalarında Ali “sevgisinin” payı vardır.

 

Geçtiğimiz günlerde Başbakan “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse, ben dört dörtlük Aleviyim.” Dedi. Başbakan bu sözü yeni söylemedi, öteden beri benzer mevzular açıldığında buna benzer açıklamalar yapıyor da. Alevi olmayan çoğu siyasetçi benzer durumlarda yaklaşık aynı açıklamaları yapmaktan geri durmazlar.

 

Başbakan’ın söylemi yaygın bir kullanım olarak tedavülde olduğu için, bu söylemden hareketle bu yazıyı yazmak durumunda kaldım. Maksat Başbakan’ı eleştirmek değil, sözkonusu yaklaşımı kritik etmektir.

 

“Alevilik Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim” sözü ne amaçla söylenmiş olabilir?

Öncelikle şunu belirtmek lazım: şer odaklarının, Alevilik üzerinden kurguladıkları “tuzakları” boşa çıkarma amacına matuf olduğu her halinden anlaşılıyor?

Anlaşılıyor anlaşılmasına da bu açıklamalar karşılık buluyor mu?

Sanmam.

 

Kendimden örnek vereyim. Şahsen Başbakan’ın Ali sevgisinden zerre miktarı şüphem yoktur. Amma Başbakan’ın Alevi olduğuna dair de zerre itikadım  yoktur. Herhangi bir Alevi’nin de inandığına ihtimal vermem. Yani Başbakan bu sözü ile beni ikna etmiş değil ki Aleviler ikna olsun. Çünkü ben de kendimi iyi biliyorum ve Ali sevgisi ile yoğrulmuş muhteşem bir geçmişim vardır ve bu sevgim beni hiçbir zaman Alevi yapmadı.

 

Demek ki Alevi olmak için Ali sevgisi yetmiyor, Belki de Ali sevgimiz bizi Alevi olmaktan uzak tutuyor.

 

İkinci olarak Başbakan Aleviler ile Empati kurmak istemiş olabilir. Amaç o olabilir ama, bu yaklaşım empati ya da sempati doğurmaktan öte antipati doğurmaya daha çok müsait duruyor.

 

Aleviliği, herhangi bir Alevi meşrebin tanımlamadığı bir bağlamda tanımlayarak bir bakıma Aleviliği “Sünni”leştiriyorsunuz bu ifadelerle. Ali’nin Sünni dünya nezdindeki konumundan gafil olan Aleviler bulunabilse bile, Ali ve Ehli Beyt’in Sünni dünyadaki yeri düşman çatlatacak düzyede ve zenginliktedir.

 

Bu durumda yani Aleviliği Ali sevgisi olarak tanımlamak, Aleviliği anlamamak ya da anlamamaktan gelmek ya da kendine göre bir Alevilik tanımı yapmaktan öte bir anlam taşımaz.

Bu yaklaşımın ileriki bir aşaması Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın “bu memlekete şeriat lazımsa onu da biz getiririz” noktasına evrilmesi tehlikesi vardır.

 

Bu durumda şu soruyu sormak gerekiyor. Aleviler Alevilik tanımı üzerinde bir anlaşmaya, bir uzlaşmaya vardılar da, Başbakan o tanım ortada dururken, kendi yeni bir Alevilik tanımlaması mı yapıyor?

 

Televizyon ekranlarında boy gösteren, gazete sutunlarında arzı endam eden, dernek odalarında bir araya gelen, Cem evlerinde semah eden’leden hareketle bir Alevilik tanımı yapmaya kalksak, ki şu ana kadar yapanı görmedik; kimi anlatımlara bakıyoruz ateizimle Alevilik özdeş kılınıyor, kimi anlatımlara bakıyoruz Alevilik İslamiyetten çok Hristiyanlık kültür coğrafyasına ait, kimi anlatımlara bakıyoruz İslamiyet içinde bir mezhep, kimi anlatımlara bakıyoruz, mezhepler içinde bir meşrep.

 

Diyorlar ki “bırakın Aleviliğin ne olduğunu Aleviler tanımlasın. Biz de onu kabul edelim.” Alevilerin ya da kendilerini Alevi temsilcisi konumunda görenlerin üzerlerinde uzlaştıkları temel umdelerin net olarak deklare edilebildiği bir Alevilik tanımı varsa buyurun.

 

Şu da bir gerçek, yaklaşık yüz yıldır Türkiye’de din’in ne olduğunu dindarlardan çok dinsizler tanımlamak istemişler, tanımlamışlar ve yaptıkları tanımı dayatmışlardır bile.

“Din Tanrı ile kulun vicdanı arasındaki duygudur” tanımı böyle bir dayatmanın sonunda ortaya çıkmıştır.

 

Din devletten, toplumdan, şehirden, meydandan, sokaktan evden kovulsun, kişinin vicdanına hapsedilsin istenmiştir. Gerçek din ise vicdanda kendini bulur ve eve, sokağa, meydana, şehre, topluma ve devlete doğru fışkırmak ister. Son bir asırdır İslamiyet için de benzer şey sözkonusudur ve Müslüman olmayanların İslam tanımından hareketle Müslümanlığa yol verilmeye çalışılmıştır. Sünnilik de Sünni olmayanlar tarafından tanımlanarak üzerimize giydirilmeye çalışılmıştır; Bu konuda da kimi Alevi(!?)lerde geri durmamışlardır.

Tüm bu tecrübeden geçmiş ve sözkonusu dayatmalara isyan etmiş olan bizlerin Alevilik tanımı yapmaya kalkışması “hariçten gazel okumaktan” öte bir anlam ifade etmeyecektir.

O zaman vazife Alevilere düşüyor. Önce kendi aranızda toplanın beli başlı sorulara üç aşağı beş yukarı yaklaşık cevaplar üretin. Alevilik bir inanç sistemi midir? Bir din midir, bir mezhep midir, bir meşrep midir; bir ideoloji midir, bir siyaset yapma biçimi midir, folklorik bir durum mudur?

 

Ama şunu herkes bir biçimde bilmeli ki Alevilik Ali’yi sevmek değildir; Aleviler Ali’yi sevebilirler, ama Aleviliğin ayırt edici özelliği bu değildir. Sünnilik de Ali düşmanlığı elbette değildir. Emevilik ile Sünnilik de aynı şey değildir, bu da bilinmeli.

 

Hz. Peygamber’in (sav) ahirete irtihalinden sonra ümmet arasında çıkan ilk anlaşmazlığın konusu “siyasi”dir. Hilafet ve İmamet’tir. “Baş” Kimden olacak, biatla mı, atamayla mı, ilahi seçilme mi? Bu sorulara verilen cevaplara göre saflar ayrışmış, mezhepler ve meşrepler boy vermeye başlamıştır.

 

Alevilik de ta o günlere giden fikir ve yaklaşım farklılığının bizim coğrafyamızdaki karşılığı olarak vardır. Yavuz Sultan Selim Han döneminden itibaren yine bir “siyasi” sorun olarak toplumumuzu germiştir. Cumhuriyet döneminde ise tümden “siyasi” nedenler üzerinden bir ayrışmanın konusu olarak Alevilik ve Sünnilik tartışmaları yapılmaktadır.

 

Konu siyasi olunca çözümün fikri, dini, kültürel zeminlerde halledilebilineceğini ummak da safdillik olmasa bile ham hayalcilik olur.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum