MÜZELEŞTİRİLEN MUKADDESLERİMİZ
Yusuf Yerli

MÜZELEŞTİRİLEN MUKADDESLERİMİZ

Müzeleştirme modern bir olgu. Bir “şey”i müzeye layık görüyorsak o şey ile “günlük” irtibatımızı kesmeyi göze almışız demektir. Günlük irtibatımızı kesmekle birlikte ona karşı ilgimizi sonlandırmıyoruz aslında. Müzelik eşyalarımıza ya da değerlerimize En pahalı, en merkezi, en estetik, en korunaklı mekanları tahsis etmekten geri durmuyoruz. Dostlarımıza düşmanlarımıza göstermekten aldığımız zevke kimsenin bir diyeceği yok. Kılına zarar gelsin istemeyiz. En kavi sigortaları yaptırırız.

 

Karşılığında o “şey”lerden ne isteriz: Hayatımıza girmemelerini. Hayatımıza girmelerinden dolayı sıkıntı yaşarız; ya kırılırsa, ya kaybolursa, ya başına bir şey gelirse…Antik değerinden çok şey kaybetme ihtimalini göze alamayız.

 

Geçtiğimiz hafta gazetelerde bir haber yer aldı: Siyer vakfı, İstanbul Eyüp’de “Siyer Müzesi”, “Hz. Muhammed” müzesi yaptırmayı planlıyormuş. 2016’da faaliyete geçecekmiş. Müze’de Hz. Muhammed (as) ait kimi eşyaların tıpkı üretimi yapılarak sergilenecekmiş. Mekke ve Medine’nin maketleri Hz. Muhammed(as) dönemindeki yapısına uygun maketler halinde izleyicilere sunulacakmış…Teferruat çok. İsteyen “Google” amcalarına müracaat eder ve daha geniş ve detay bilgiler edinebilirler…

 

Ben, bu çalışmada, savruk bir biçimde Hz. Muhammed Müzesi veya Siyer Müzesi tabirlerinin kullanılmasına takmış bulunuyorum.

 

Ne Hz. Muhammed Müzeleştirilebilir, ne de Siyer’i Şerif’i.

Kur’an’ın bize bildirdiğine göre Hz. Muhammed (sav)’de “İman eden ve Ahireti umanlar için güzel bir örneklik vardır.”

Yine Kur’an’ın bize bildirdiğine göre Mü’minler Peygamber’in (sav) sözünü bastıracak şekilde seslerini yükseltemezler.

 

Hz. Aişe (ra)’a göre Hz. Muhammed (as) Yaşayan (Yürüyen) Kur’andır. Kur’an-ı biz, aleyhisselam’ın Sireti’nde buluruz ve okuruz. Bu konuda onca örnek verilebilir; ne Hz. Muhammed’in kendisi, ne de tertemiz Siret’i müzelere sığdırılamazdır. Her ikisi de bizim ve bizden sonrakilerin hayatında olmak, hayatımıza hayat olmak durumundadır.

 

Hz. Muhammed ve ‘onun Siret’ini Müzelik görmek; onu hayranlıkla seyretmek ama hayatımıza karışmasına da rıza göstermemek anlamına gelir.

 

Siret Vakfı’nın sözkonusu ettiğim çalışma ile Hz. Muhammed’i ve O’nun Siyer’ini hayatımızdan çıkarmak istediğini nereden çıkartıyorsun, insafsız bir eleştiri yapıyorsun diyebilirsiniz. Onların niyetinin sahih olduğundan benim de şüphem yok, Ama kullanılan kavramların özensiz seçilmesi ve bu kavramların futursuzca kullanılması ileride telafisi mümkün olmayan sonuçları doğurmaktadır.

 

Siret vakfı’nın yapmak istediği çalışma söylendiği gibi dünyada bir ilk değil. Bu vesile ile internette bir araştırma yaptım ve Mekke’de yapılan (onlar da hz. Muhammed Muzesi olarak isimlendirmişler) çalışmayı izledim. Mekke şehrinin Hz. Muhammed(as) yaşadığı dönemdeki biçimine yakın maketini yapmışlar. Mekanlar anlatılırken anlatılan mekanların ışıkları yanıyor. Siz o makete bakarak Darrun Nedve neresi, Darul Erkam neresi, Kabe’ye yakınlık ve uzaklığını kavrıyorsunuz.

 

Benzer bir çalışma Medine için de yapılmış. Medine için yapılan Müze’yi Ramazan umresi için bulunduğum sırada bizzat gezmiştim. Uhut Savaşı, Hendek Savaşı, Mescidi Nebevi’nin ilk ve son hali ve gelişim çizgilerini; Cennetül Baki mezarlığında kim nerede medfun…tüm bunları kuşbakışı görebilme imkanım olmuş ve çalışmayı takdir etmiştim. Ama bu çalışmalar Mekke ve Medine maketleri, ya da Kent Müzeleri olarak isimlendirilen çalışmalar olabilir ancak. Bu çalışmalara Hz. Muhammed (as) Müzesi adı verilemez. Verilemez çünkü Hz. Muhammed(as)den bize kalan hiçbir şey müzelik değildir. “Peygamberler Miras bırakmazlar,” diyen de O’dur; Ve Veda Haccı’nda “ey Ashabım! size iki şey bırakıyorum: Biri Allah’ın Kitabı Kur’an ve diğeri Sünnetim (ehli beytim). Hangisine uyarsanız uyun yolunuzu şaşırmazsınız,” diyen de O.

 

Diyeceğim o ki Ne Hz. Muhammed’in terekesinde ne de Sireti’nde “müzelik” bir meta yoktur, bulamazsınız.

 

Kur’an’a baktığımızda sadece Hz. Muhammed(as)in değil, diğer gelmiş geçmiş tüm Peygamberler’in de Siret’leri “müzelik” değildir. Her bir kıssa bize ölümsüz “hisse” ikram etmektedir.

 

Hala Hz. Adem’in Kıssası “güncel”dir ve bizler şeytanın igvasına kapılıp “şecere-i huld=ölümsüzlük ağacı)nın meyvesine el uzatmaktayız. Adem atamızın yolundan gidip tevbe edip, “takva elbisesi” ile “ayıp” yerlerimizi örtmeyecek olursak vay halimize.

 

Hala Hz. İbrahim atamızın sorgulayıcı ve Putkırıcı önderliği bize yol göstermekte.

 

Dağlardan yürürken etrafımızdaki ağaçlara, çalılara kulak verelim..o zaman duyacağız “nalinlerini çıkar. Zira burası mukaddes bir alandır” nidasını.

 

Gesi’nin Kuş evlerinin aralarında gezinirken an bakalım Davud(as)u. O zaman sen de kuşlarla birlikte “kuş dili” ile Davut’un neşidelerine sedanı katmış ve zikre dalmış olacaksın.

 

Kulak ver az ileride Hz. İsa’nın “Dağdaki Vazı” senin de kulağında çınlayacaktır.

Elçilerin (as) Siret’leri solmaz. Müzelere Sığmaz.                           

“Kendi dilimiz”e dönelim; Din’imize gidebilmenin tek yolu da kendi “dil”imizi sökmekten geçer.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum