Sosyalleşme, insan topluluklarında bir öğrenme süreci olarak karşımıza çıkmakla beraber, bu sürecin gerçekleştiği sosyalleşme mekanları da tarih içerisinde çeşitlilik göstermektedir. Bir başka deyişle sosyalleşme mekanları da zaman içerisinde çeşitli dönüşümlere uğrayarak nihayet günümüzde teknolojinin de etkisiyle, artık gerçek anlamda mekan içerisinde bir araya gelme gereksinimi duyulmayan bir hal almıştır.
Sosyalleşme kavramını incelerken aslında çocuğun anne karnından başlayan bir süreçte ve daha sonrasında geçirdiği evrelerden bahsetmek de gerekmektedir. Birçok sosyoloji ve psikoloji kitabında sosyalleşme kavramının yanında çocuk kelimesini de beraberinde görmemiz de işte tam bu yüzdendir. Bir diğer açıdan bakıldığında, günümüz şartlarının getirmiş olduğu toplumsal dönüşüm, sosyalleşme olgusu üzerinde de etkisini göstermiştir.
Sosyal Paylaşım Ağları
Sosyal paylaşım ağları, zaman ve mekan bağımsız olarak bireylere sanal bir ortamda toplanma ve iletişim kurma olanağı tanıyarak bazı ezberleri bozmaktadır. Bilhassa metropol insanlarının yaşam tarzları içerisinde kendilerine vazgeçilmez bir yer bulan bu ağların, üzerinde uzlaşılmış sosyalleşme tanım ve tanılarına uyup uymadığı; dahası toplumsal hayata kattıkları ve toplumsal hayattan götürdükleri ise büyük bir soru işaretidir.
Sosyalleşme kavramını irdelerken asosyalleşme kavramına da değinmekte yarar vardır. Toplumun varoluşunda yer alan ve sosyal kelimesinin etimolojisinde ‘birliktelik’ kavramı, bilinçli, gönüllü ya da bilinçsizce olabilmektedir. Alışılagelmiş düzene, normlara uymayanlar “tanımlanmamıştır”. Toplumun değerlerine tam gönüllülükle katılmayanların varlığından korku duyulmaktadır, bu durumda ötekileştirme çabası ortaya çıkmakta, toplumsal tepkiyle eli, kolu, dili bağlanmakta, toplumun dışına itilmektedir. Bu bedeli ödemeyi göze alamayanlar ya da normların dışında kalan düşüncelere beyinlerinde yer açamayanlar, sürüden ayrılamamakta, ayrılmak istese de olumsuzluklara katlanmak durumunda kalmaktadırlar.
Yeni iletişim ortamlarının sunmuş olduğu olanaklar doğrultusunda kişiler, kurumlar, markalar; diğer kişiler, kurumlar ve müşterilerle 7 / 24 iletişim içerisinde bulunabilmektedir. Toplumsal dinamikler, iş modelleri, kişisel ilişkiler bu ortamın çevresinde toplanmaya başlamaktadır. Teknolojik gelişmeler, ortamın içerisinden sunulmakta; her sayısal tabanlı cihazın çevrimiçi modları bulunmaktadır. Bu bağlamda hemen hemen her varlık mikro düzeyde bir veya birden fazla, makro düzeyde ise tek ve büyük bir ağın parçası olmakta, böylelikle ağ toplumunu oluşturmaktadır.
Sosyal paylaşım ağları günümüz yaşam tarzının bir parçası olmayı başarmakta ve bir perspektiften bakıldığında gittikçe önem kazanan bir hal teşkil etmektedirler. Bireyler, sosyal paylaşım ağları üzerinden yeni iletişim ortamlarının sunduğu hemen hemen tüm nimetlerden yararlanmakta, hiç durmaksızın paylaşmaktadırlar. Enformasyon değişiminin bu kadar popüler hale gelmesi her geçen gün yeni sosyal paylaşım ağlarının doğmasına yol açmakta ve bu bağlamda toplumsal açıdan ele alınması gereken bir doğaya sahip olduğunu vurgular bir nitelik sergilemektedir.
Sosyal medya günümüzde en önemli iletişim araçlarından birisi olma yolunda hızla ilerleyen internetin en gözde uygulamaları arasında yer almaktadır. İnternetin kullanılma sıklığı artarken, bu sıklık içinde de sosyal medyaya girilme oranı yükselmektedir. Yakın bir gelecekte neredeyse internet kullanımının çok önemli bir kısmının sosyal medya tarafından sağlanacağı düşünülmektedir. Sosyal medya uygulamaları artık sadece iletişimi sağlamamakta, oyun, bilgi edinme, arama yapma gibi birçok konuyu da kullanarak, bireylerin hemen her ihtiyacını sağlama niyeti içindedirler. Böylece aradığı hemen her şeyi sosyal medyada bulan kişilerin başka bir araca ihtiyaçları olmayacaktır.
Yeni iletişim teknolojileri insanlara, düşüncelerini ve eserlerini paylaşacakları olanaklar yaratan, paylaşım ve tartışmanın esas olduğu bir medya sunmaktadır. Sosyal medya olarak adlandırılan bu sanal ortam, kullanıcı tabanlı olmasının yanında kitleleri ve insanları bir araya getirmesi ve aralarındaki etkileşimi arttırması bakımından önem taşımaktadır.
Yapılan araştırmalar insanların, bu sanal gerçeklik içinde gün geçtikçe daha fazla vakit harcadıklarını, bu sanal gerçeklik içinde gerçek yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıklarını ve yine bu sanal gerçeklik içinde yeni bir dünya kurarak yaşadıklarını göstermektedir. Kimi zaman sanal dünyayla, gerçek dünya arasındaki sınırın belirsizleştiği de gözlenmektedir. Öyle ki bu dünyada arkadaş bulma, bu dünyadaki insanlarla sosyal ve siyasi düşünce alışverişinde bulunma; hatta bu dünyadan birileriyle tanışıp evlenme gibi ciddi kararlar alınabilmektedir. Özellikle gençler arasında kullanım değeri bakımından hızlı bir yükseliş gösteren sosyal medya, diğer yandan da günümüzün geleneksel medyasına rakip olmakta; hatta kimi zaman tehdit eder duruma gelmektedir.
Günümüzün sanal ortam kullanıcıları tarafından bir alışkanlık haline gelen sosyal medya kullanımı, her kültürden ve her kesimden geniş kitlelerin, sosyal taleplerine yanıt verirken; aynı zamanda bu ortamı eleştirenlerin odak noktasında bulunmaktadır. Yeni iletişim ortamlarının gelişmesi, her kesimden bilgi iletişim teknolojilerine olan ilginin artması, sosyal medyanın gücünü arttırmakta, sosyalleşme kavramına da yeni bir boyut kazandırmaktadır.
Sosyal medya, sürekli güncellenebilmesi, çoklu kullanıma açık olması, sanal paylaşıma olanak tanıması vb. açısından en ideal mecralardan biri olarak kendini göstermektedir. İnsanlar sosyal medyada günlük düşüncelerini yazmakta, bu düşünceler üzerine tartışabilmekte ve yeni fikirler ortaya koyabilmektedirler. Ayrıca kişisel bilgilerinin yanında çeşitli fotoğraflar, videolar, paylaşabilmekte, iş arayabilmekte ve hatta bulabilmekte ayrıca sıkılmadan gerçek dünyayı sanal ortamda yaşayabilmektedirler. Bu durum gün geçtikçe tüm dikkatlerin bu alana yönelmesine sebep olmakta ve yenilenen sanal dünyaya yeni bir kavramsal çerçeve çizmektedir.
Sosyal Medya, Sosyal Hastalıklar
Sosyal Medyanın Kullanıcı Üzerindeki Olumsuz Etkileri
Sosyal medya ve ağlar uzun süreli ve aşırı bir şekilde kullanıldığında kişi üzerinde narsist eğilimlerin baş göstermesine sebep olmaktadır. Bilindiği üzere narsistik, bir kişilik bozukluğu olup, narsist kimseler sürekli ilginin kendi üzerlerinde olmasını isteyip, diğer insanlara karşı aşağılayıcı ve egoist bir tavır içerisine girmektedirler. Sosyal ağların kişi üzerinde oluşturduğu her paylaştığı girdinin beğenilmesi güdüsü, bu tür eğilimlere sebep olmakta ve kişi günlük hayatında da sürekli takdir edilmeyi, beğenilmeyi çevresindeki insanlardan beklemektedir.
Diğer yandan temelinde bir sosyalleşme aracı olarak bilinen sosyal ağlar amacının tamamen aksine anti-sosyal kişiliklerin oluşmasına imkân tanımaktadır. Gerçek hayatta, kendini ifade edemeyen içe kapanık kimseler, sosyal ağlarda kendilerini çevresine gösterme gayretine girmekte ve sosyalleşmeye yönelik arayışlarını sosyal ağlarla bastırmaya çalışmaktadırlar. Kişi, gerçek hayatta yapamayacağı birçok davranışı sosyal ağlarda yapma arayışına girmektedirler. Bu ise onları gerçek hayattan daha da soyutlayıp, sosyal ağlara bağımlı bir kişilik kazanmalarına sebep olmaktadır.
sosyal ağların olumsuz etkileri arasında manik epizodu ve agresif davranışları da sayılmaktadır. Mani, kişide olağanüstü bir seviyede ve yersiz olarak gerçekleşen kendini çok iyi hissetme halidir. Manik kimselerde sürekli bir neşe, coşku, keyif hali olup; bu duruma çabuk sinirlenme, taşkınlık, kızgınlık halleri de eşlik etmektedir. Mani ile sosyal ağların arasında doğrudan bir bağlantı kurmak zor olsa da yapılan araştırmalar, sosyal ağ bağımlılığının mani gibi ağır depresif davranışlara yol açabileceğini de bize göstermektedir.
Bununla birlikte, yoğun sosyal medyayı ve teknolojiyi kullanan kimselerde anksiyeteye yatkınlık olduğu da öne sürülmektedir. Anksiyete ağır bir psikolojik rahatsızlık olup, kişideki yoğun kaygı, endişe, gerilim, korku halini ifade etmek için kullanılmaktadır. Anksiyete bozukluğu olan kimseler çevresinde kayıtsız kaldığı birçok şeyden etkilenmekte ve çevresinde gerçekleşen her olayın sonucundan endişe duymaktadırlar. Bu durumu, sosyal ağlarla çok basit bir şekilde ilişkilendirebiliriz. Birçoğumuz sosyal ağlarda paylaştığımız bir gönderinin beğenilip, beğenilmeyeceği; nasıl yorumlanacağı gibi kaygılar yaşayabiliriz. Tabii ki bunlar psikolojik bir sorun seviyesinde değildir ancak aşırı kullanımlar, kişinin sosyal ağlardaki çok basit davranışlarının sonucundan büyük kaygılar duyması gibi sonuçlar doğurabileceğinden, anksiyeteye sebep olabileceği düşünülmektedir.
Son olarak, zamanlarının çoğunu sosyal ağlarda harcayan kimselerin depresif eğilimler gösterdiği de araştırmalarda saptanmıştır. Ayrıca, bu kimselerin gelecekteki psikolojik rahatsızlıklara daha duyarlı olacağı da öne sürülmektedir. Gerçekten de iddia edilen bu psikolojik rahatsızlıklar ve geleceğe yönelik olası sağlık problemleri, sosyal medya ve ağları kullanırken ne kadar bilinçli olmamız gerektiğini ve uzun süreli olarak bu ağlara bağımlı bir hayat sürmememiz gerektiğini göstermektedir. Tabii ki bu rahatsızlıklar, sadece sosyal medya ve ağların bilinçsiz kullanımından değil ama bunun yanında bireyin kişilik özelliklerine ve genetik yatkınlığına da bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak herkesin psikolojik sağlığını riske atmadan, bu tür rahatsızlıklara yatkınlığı olabileceği ihtimalini gözeterek hareket etmesi gerektiğini söylemek yerinde olsa gerektir.
Çocukların kullanımı
Çocukların, sosyal medyanın yanında, internet kullanımlarına da sınırlama getirmek gerekiyor. Zira 15 yaş altı çocukların sosyal medyayı kullanmalarını kesinlikle önermiyoruz. Çocuklar (kız-erkek) her türlü tehlikeye açıklar ve tehdit altındalar. Özellikle küçük yaştaki çocukların doğru karar verme mekanizması gelişmemiş olduğundan bu durum kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabilir. Bunun yanında okul dönemi çocukları günde 1-2 saati geçmeyecek şekilde ve kontrollü olarak internet kullanmalıdırlar. Her evde aile koruma şifresi olmalı ve çocukların hangi sitelere girdiği kontrol edilmelidir. Bir çok aile çocuğunun aşırı internet kullandığından ve internet üzerinden oyun oynadığından şikayetçidir. Bunun önlemi küçük yaşlarda alınmalıdır zira ergenlik döneminde problemi çözmek biraz daha meşakkat isteyecektir.
İnsanların zamanının az olduğu günümüzde sosyal medya bir yandan da sanal da olsa pek çok insanla iletişim kurmayı artırıyor mu?
Günümüzde insanların zamanı az. İş yükü, evin sorumlulukları... Bir de kişinin kendine ayırması gereken zaman. Sosyal medya sanal bir yöntem. İnsanlarla sanal olarak iletişim kurup, sosyalleşiyorsunuz. Diğer iletişim kurma yöntemlerinin yanı sıra, bu yöntem insanların biraz daha kolayına gelmekte. Çünkü nerdeyse sınırsız seçeneğiniz var. Aslında seçenek sınırsız olsa da, insanlarla ne amaçla konuştuğunuz ve insanların sizinle ne amaçla konuştuğu önemli. Pek çok kişi var, doğru. Ancak amaç gerçekten iletişim kurmak mı?
İletişim kurmak gerçekten zor süreçlerden birisidir. Belki evde dinlenirken aynı zamanda pek çok kişiyle konuşmak daha pratik gözükebilir zira değerlendirilme-eleştirilme kaygınız yok ve yorulmuyorsunuz, ancak jestlerin, mimiklerin, ifadelerin olmadığı iletişim ne derece tatmin verici ve samimi olabilir, bu da bir soru işareti.
Twitter, Facebook, Google+ gibi sitelerin aşırı kullanımı gerçekten önemli bir problem. Bu sitelere günde çok defa giriş yapmak ya da her an çevrimiçi kalmakta kişiye zarar veren bir durum. Her yaptığınızı yazmak ve buna bir yorum beklemek, her gittiğiniz her görüştüğünüz kişiyle resimlerinizi koymak bir özgüven problemi, bir nevi kendinizi teşhir etmenizdir. Onay almak adına yapılan şeyler bunlar. İnsan tabi ki doğası gereği onay almak, beğenilmek istenen bir varlık. Bu çok doğal bir şey. Ancak burada yol biraz yanlış. Bu da bize modern dünyanın getirdiği bir şey diyebiliriz, çünkü eleştirilmekten, beğenilmemekten korkuyoruz ve insanları görmeden konuşabileceğimiz bu tür yolları tercih ediyoruz. Aslında sosyal medyanın ortaya çıkış amacı da bu: 'Ötekileştirmek'. Bizim gibi olanları bulup, bize benzemeyenleri elemek, zira seçenek çok…
Sosyal medya kullanımı günümüz dünyasında çok yaygın. Ancak kullanım oranımıza ve amacımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Getirileri olsa da bazen de çok riskli hale gelebiliyor. Zira medyanın insanların güvensizliğini biraz daha arttırdığı kanaatindeyim. Birçok ayrılığın sebebi olabiliyor...
İletişim, insanlar arasındaki etkileşimdir. Meyvenin, sebzenin bile doğalını arıyoruz. Peki neden sanal iletişimi tercih ediyoruz? Jestlerimizin, mimiklerimizin, ifadelerimizin sanal olduğu bir ortamda ne derece doğru bir iletişim kurabilir, karşımızdakine ne derece güvenebiliriz?
Hiç bir şeye ona bağımlı olacak kadar bağlanmayın. Çünkü sağlıklı duyguların ifadesi bağımlılık değil ‘bağlılık’tır.
