İSTER YAŞA KURTUL

İSTER YAŞA KURTUL

 

Hayat tarzı, eğlenme ve dinlenme şekilleri, kişilerin dünya görüşünün göstergesidir. Bu gözle kendimize ve etrafımıza baktığımızda Müslümanlığın neresinde olduğumuz daha net görülebilir.

 

Gözünü ve kulağını göklere, yani ilahî olana tıkayan batılı modern insan, yatay bir genişleme arzusu ile maddi dünyayı keşfe çıktı. Modern dönem öncesi keşiflerin tersine, ilahi ve kutsal değerlerden yoksun olan bu yayılma hırsının, tarihe emperyalizm ve sömürgecilik olarak geçtiğini hepimiz biliyoruz. Modern tarihin en kanlı sayfalarını oluşturan ve Amerika'dan Afrika'ya, Hindistan'dan Çin'e kadar yayılan emperyalizm ve sömürgeciliğin dünyevî (seküler) bir olgu olması, ademoğlunun kaybettiği bu ilahi rabıta ile doğrudan irtibatlı değil mi?

Bireysel açıdan baktığımızda da karşımıza benzer bir tablo çıkıyor. Manevi ve ahlaki tekamülden yoksun gelişme, ancak insanın hayvanî, zevk ve fücur  yönünün kutsanmasına yol açabilir.Şems / 8  

İnsanoğlunun gerçek manada insan olması, ancak Rabbi’ne yönelmiş bir seyr-i süluk içinde olması ile mümkündür. Bu yüzden İslam’ın anlayışına göre tarih, geride ve arkamızda değil, ayaklarımızın altındadır. Hz. Peygamber (A.S.)’ın 'iki günü bir olan ziyandadır' hadisi de, hiç şüphesiz yeryüzünde yalancı bir cennetin kurulmasına değil, bu dikey, yani manevi ve ahlâki yükselişe işaret buyuruyor.

Dolandırıcılık, rüşvet, yolsuzluk, fuhuş, uyuşturucu, adaletsizlik ve bunların benzeri daha pek çok belânın temel nedeni, toplumun genel ahlâk yapısında oluşan bozulmalar ve çöküntülerdir. Allah'ın emrettiği güzel ahlâkın yaşanmamasından kaynaklanan bu yozlaşma, toplumları olumsuz yönde etkilemektedir. "Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar" Yunus / 44

 

İnsan muhterem bir varlıktır. Ve muhterem olduğu için de, haddini bilen bir varlıktır. Hayatın ve kainatın içindeki sınırları bilen bir varlıktır. Haddini bilen insan, hayatın ve kainatın kendi kontrolü dışındaki ayrıntılarını kurcalamaz, başına da bugün karşı karşıya kaldığımız türden sorunları, belaları açmaz. Eğer ki bunu yapmaz, kendisini bütün mahlukatın fevkinde görerek sınırlarını aşarsa, Allah  gerekli cevabı verecektir.

 

Allah, samimi olan, gönülden imanı dileyen ve kendisine yol arayan kulunun kalbini yumuşatır, kalbine imanı, Allah aşkını ve diğer müminlere karşı sevgiyi yerleştirir. Samimiyetsiz kimsenin de kalbini çevirerek, imandan geri döndürür. O dilediği kulunun kalbini dilediği anda çevirmeye gücü yetendir. O’nun çevirdiği kalbi tekrar geri döndürmeye ise güç yetirecek yoktur.

 

Müslüman’ın yozlaşmasını önleyecek olan Sünnet, en kısa ve genel anlatımıyla "İslâm kültürü" demektir.

 

Müslüman kimliği ve dindaşlık, Kur’ân ve sünnetle şekillenebilir, onunla yaşar. Yozlaşma ise, bu iki değerden uzaklaşmakla başlar. Aslından uzaklaşan kişi ve toplumlar, manevi çöküntüye uğrar. Bunu da maddi çöküntü takip eder. Kökünden beslenmeyen hiçbir ağacın meyvesi olmaz. Tarih bunun şahididir.

 

Çağın ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir yaklaşım, çözüm için alternatif olmaktan uzaktır. Bir millet ancak düştüğü noktadan ayağa kalkabilir. Kültürel yozlaşma ile bir yere varmak mümkün değildir. Gelişim için iyiden yana değişim kaçınılmazdır. İnsanî, kültürel ve dini değerlerden uzak bir şekilde olgun insan yetiştirmek mümkün değildir.

 

Vicdanların köreltildiği bir toplumda, hakkaniyet ve adaletten uzak yapılarda, mükemmellik ortaya çıkmaz.

 

Günümüz insanı, hakikatini tanıma gayreti gösterip manevî değerleri geliştirme zemini aramadığı için, manevi bunalım, kararsızlık veya yozlaşma içinde kendini bulmaktadır. İlahi imza ve rehber olan fıtrat, aslında manevi değerleri kabullenmeye müsaittir. Bu anlamda iman, amel ve ihlâs insanın manevi gelişimi için gereklidir. Ama çokları bunun farkında bile değildir.

 

Müslüman, hasreti çekilen insan demektir.

 

İslam yeni değerler, yeni kabuller ve bunların alınacağı ölçüler getirdiği gibi insanlararası ilişkiler konusunda da yeni bir düşünce yapısı sunmuştur insanlığa.

 

İslam, anlaşılıyor ki , doğuda batıda dünyanın neresinde olursa olsun, geldiği dönemde ve bugün insanlığın boyun eğdiği dünya düzenleri, düşünce yapıları siyasal sistemleri, kurumları, gelenek ve görenekleri, alışkanlıklarında somutlaşmış insani istekleri kamçılayarak çığırından çıkarmak için gelmemiştir.

 

 İslam ancak, insanları toptan ve etraflıca kula kulluk zilletinden kurtarıp Allah’a kulluk izzetine eriştirmekle yetinir. İslam’ı bu şekilde özetlememiz yeterli bir tanımlama olur herhalde.

 

İnsanlar için en güzel örneklerin verildiği, her sorunun cevabının bulunduğu Kuranda namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak gibi herkesçe bilinen ibadetlerin yanısıra tüm ayrıntılarıyla tarif edilen bir yaşam modeli ve ahlak anlayışı bulunmaktadır.

 

Allah Katında karşılığı olan ve Rabbimizin hoşnut olacağı pek çok davranış biçimi Kuran ayetlerinde haber verilmiştir. Bu davranışların her biri aynı namaz kılmak gibi Yüce Allahın bir emridir ve ibadettir. Aynı şekilde Rabbimizin emirleri doğrultusunda kaçınılması gereken birçok olumsuz eylem ve tavır da haber verilmiştir.

Bununla beraber, dünya hayatı bir imtihan yeri olduğu için her insanın dünyada kaldığı süre boyunca çeşitli vesilelerle imtihan olacağı çok açıktır. İmtihanımız nefes aldığımız her an kesintisiz devam etmektedir. Allah’ın bizler için takdir ettiği ölüm vakti gelene kadar da devam edecektir. Dolayısıyla her insan her yeni gün farklı olaylarla sınanacak, göstereceği tavırlardan sorumlu tutulacaktır.

 

İşte, Kuran ahlakını yaşamak denildiğinde anlaşılması gereken, tüm bu bilgilerin ışığında bir yaşam sürmek olmalıdır.

 

Kur'an’ın tasvir ettiği insan, kendi varlığında eşyanın zıt kutuplarını birleştirebilen, böylece onları aşarak kemâl, yani insan-ı kâmil mertebesine ulaşmaya aday olan insandır. Bu insan bir yönüyle kul iken, diğer yönüyle halifedir. Bir yandan aktif, yaratıcı, seçici ve verici olan, yani Celâl sıfatlarının tecelligâhı olan müslüman, öte yandan Cemal sıfatlarının bir tecelligâhı olarak alıcı, teslimiyet sahibi ve ilahi irade karşısında pasiftir.

 

Bu yüzden mümin geçici olan ile ebedi olan arasında, yer ile gök arasında, dünya ile ahiret arasında denge kurabilmiş insandır. Yani itidal üzere yaşamasını bilen insandır.

Dünyanın ve hepimizin kurtuluşu ancak böyle bir denge insanı ile gerçekleşebilir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum