Yolda kalmışa yardım et. Hastaya şifa, dertliye derman ol. İnsanı dinle, koru gözet. Bil ki, “insanın en hayırlısı insana faydalı olanıdır.” İnsan için çalış, insan için didin, insan için koştur, insan için düşün…
Zalime de mazluma da yardım et.
İyiye de kötüye de kucak aç… Kini ve öfkeyi yen. Sana yakışan ne ise, onu yap. Kalk, insana yardım et. Bil ki, “insanın en hayırlısı insana faydalı olanıdır.”
Müslüman, insanın en onulmaz düşmanı olan şeytana kardeşini teslim etmez. Şeytanın saldırıları karşısında onu yalnız bırakmaz. Kardeşini şeytanının adımlarını takip eder görünce ona arkasını dönüp “ne hali varsa görsün” demez. Aksine ona daha fazla tutunur. Onu uyarır. Uyarmakla yetinmez, ona engel olur. Şeytanın tuzaklarını ve hilelerini, vesvese ve fısıldamalarını kardeşine anlatır, gösterir. Yani; nefsine teslim etmez...
Müslüman, korunma-yan kontrol edilemeyen, denetime açık olmayan kendi başına kalmış nefislerin kişiye her daim kötülüğü emrettiğini bilir. Bu durumdaki kardeşini nefsiyle baş başa bırakmaz. Kendi başına kalan kimsenin nefsine esir olacağını bilir. Onu nefsine karşı korur. “Ne yapalım, kendi tercihi” demez. eli kalem tutan, dili laf yapan herkes bu dert için kafa yormak zorundadır.
O kanalda bu kanalda boy gösteren erbabı fikir, televizyon yapımcıları, belgeselciler bu konuda çarpıcı yayınlar yapmalıdır. Geç saatlere değin insanımızı bağlayan hocalar başka düşünceleri yermek yerine, sunucular akla ziyan sorularla gündemi bulandırmak yerine; “Hocam bu banka belasından, bu faiz belasından vatandaşı nasıl kurtarırız, kredi kartlarını alış veriş hayatımızdan nasıl atarız” gibisinden derde deva sorularla halkı aydınlatmak zorundadır.
Müslümanın para istiflemesi hem günahtır hem de ekonomi için sakıncalıdır. Allah malın kendi aramızda dönüp durmasını hoş karşılamayacaktır. Mallarını istif edenleri de acıklı bir azapla müjdelemektedir. Müslüman müslümanı bankaya muhtaç etmeyecek. Karzı hasen sistemi uygulama alanı bulacak ve cemiyette yerleşecek. Devlet de vatandaşının yanında olacaktır. Devlet öyle güvenilir bir toplum tesis edecek ki, insanlar ihtiyaç sahiplerine imkânları ölçüsünde borç verecekler ve sadece Allah rızası gözetecekler. Alanlar da Allah rızası gözeterek alacaklıyı mağdur etmeyecektir.
Yani; zalime teslime etmez... Müslüman, kendi zulmetmediği kardeşini zalime de teslim etmez. Bir Müslüman bir başka Müslümanı zalime nasıl teslim eder? Kendi gibi düşünmeyen, kendi meşrebinden olmayan, kendi gidişatına uymayan Müslümanı, zalimin eline bırakmak, kendi başının da belaya gireceği endişesiyle yahut sahip olduklarını kaybetme ve zalimlerin hışmının üzerine çekme korkusuyla kendini “ben onlardan değilim” diyerek beri kılmak, hatta “onlar aşırı gidiyorlar” diyerek gücü elinde tutan zalimlere ihbar etmek, Müslümanı zalime teslim etmek değil midir?
İster bir Müslüman kardeşinin makam, mevki, mal, mülk, kadın gibi kişisel kapılmaları olsun, ister topluluk / cemaat halinde kendilerine sunulan iktidar, çokluk / tekâsür gibi dünyevî imkanlara kapılması olsun, bu durumlara seyirci kalmak, kendi tercihleri deyip kenara çekilmek, yapacağı uyarı, nasihat vb. imkanlar varken “ne halleri varsa görsünler” deyip el uzatmamak kardeşini dünyaya teslim etmektir." (“Ey Allah’ın Kulları! Kardeş Olun!” "Hucurat suresinde emredildiği üzere İslâm düşmanların manipülasyonuna gelmemek, onların oyuncağı ve piyonu olmamak için azamî gayret sarf edilmeli, künhüne vakıf olunamayan ve evrensel diktatörlüğün inisiyatif ve yönetimine tabi ortamlar üzerinden akan haberler karşısında sağduyu muhafaza edilmelidir. Meşrebi ne olursa olsun beş vakit namazına şahitlik ettiğimiz insanlar hakkında hüsn-i niyet sürdürülmelidir. Tüm Müslümanların ortak değeri olan Kur'an ve Sünnetten neş'et eden ve başlangıcına ve nihayetine Müslümanların bilinç ve iradesinin hakim olduğu salih ameller bu niyetleri sürdürecektir."
