Kıymetli (!) İnsan
Günümüzün ortak sıkıntısıdır "anlaşılma kaygısı"
Hepimiz mutlaka serzenişte bulunmuşuzdur birilerine “beni anlamıyorsun" diye…
Hepimizin içinde duygular dalgalı, mevzular derin olur; kaldıramayacağımız, nefesimizi sıkıştıran elemler olur kimi zaman. Ama anlayacak bir Hâldaş bulamayız.
Çünkü biliriz ki, her düşünce her duygu herkesle paylaşılmaz. Kimi insan susar, içten içe yanar da ağzını açıp kimselere demez şudur hâlim diye.
O insan var ya o insan, görürseniz gönlünüzde taşıyın öylesini. Susmasını bilenin sızladığı tek yerdir secde. Burada parantez içinde düşünmek gerek, biz Rabbimize kaç gözyaşı sunduk hıçkıra hıçkıra? Hâldaş bir dost veya sevgili istiyorsak, önce kendi hâllerimizi düzeltmeli. Sen her şeye güzel bakmayı dene hele bi baktın olmuyor, yine bak. Baktın yine olmuyor, acaba bakışımda bir hata mı var de. Ama önce sen. Önce kendinde aramalı noksanı.
Zaten herkes kendinde arasa noksanı, biraz sonra anlatacağım hâller kimsede sâdır olmaz.
Günümüzde böyle mi? Kadın akşama kadar mahalle günü, akraba günü yapıyor. Eşinin gelmesine yakın eve gelip kolayına giden ne varsa onu yapıp eşinin önüne koyuyor. Sonra elinde el işi Televizyon karşısına.
Erkeklerde de durum farksızdır aslında. Sabaha kadar eve gelmez kimi. Arkadaş oyun maç vs. vs. bekletir, sabaha yakın gelir ne eşi ile ilgilenir ne evi, ne ocağıyla.
Bunların sonrasında buyurun cenaze namazına. Diğer yandan çocuklarımız. O arkadaş benim bu arkadaş senin evin yolunu unutuyor. Kulaklarında kulaklık artist artist yürümeler, kavga çıkarıp dikkat toplamak için yapılan hâl hareketler. Erkeklerin kızlara benzemesi, kızların erkeklere.
Çok da güzel oluyorlar dimi(!) Büyüklerin onlara öğütleri de, caz dinleyen kişiye damar şarkı dinleten kişinin yaptığı işkence gibi gelir. Oflaya puflaya sustururlar işkence(!)vereni.
Arkadaşlıkları ele alalım?
Çok sevdiğin arkadaşının bir gün sana bir yanlışı oldu. Günümüz gencinin atar sözlerine bakın şimdi; “intikamım korkunç olacak! Onu ailesi de dâhil herkese rezil edeceğim benim sırrımı açtı ben de aynısını yapacağım herkese anlatacağım” genellikle budur kızların atar hâlleri.
Erkeklere bakın şimdi; “çıkışta işin bitti oooluumm. Şu saatte adamsan şuraya gel de alayım boyunun ölçüsünü" Hâsılı, olayların sonrasında boşanmalar, kavgalar, kalp kırmalar belki de cinayetler. Ve benzer olayla birçok insanın yüreğine düşen ortak acılar.
Hâllerimiz bu hâllerde iken, hiç kusura bakmayın da, Mevlana'nın "Dil dudak depreşmeden hâlden anlayan gelsin” çağrısındaki dostu ne bulabiliriz, ne de hâl ehli bir dost olabiliriz. Herkes kendi evinin önünü süpürse mahalle tertemiz olur diye bir deyim var bilirsiniz. Başkasının yanlışını ve hatasını sen kimden emir aldın da düzeltiyorsun? Sen önce dön kendi gönlündeki ayna ile oyalan, gönül bahçeni temizle ki, bahçene giren o dikenli günler ne sana ne komşu gönüllere zarar vermesin!
Şimdi kıymetli hanım, sözüm sana;
Sen, sabah namazdan sonra uyuma. Çayını koy ocağa, sonra misler gibi kahvaltı sofranızı hazırla. Hani o vitrinlerde(!)misafirlerin için sakladığın çatal kaşık bardak tabak var ya? Çıkar onları çıkar. Misafirlerine özendiğin sofranın aynısını hatta daha özelini ailen için hazırla. Sonra eşini uyandır ve kahvaltının hazır olduğunu kendisini beklediğini(zi) söyle.
Emin ol kıymetli hanım, hiçbir erkek o ilgiye düzene temizliğe, “ne lan bu! Müfettiş mi gelecek sanki!” diyecek kadar odun değildir. Sonra bi güzel kahvaltınızı yapın ve eşini uğurla. Günlük rutin işlerden sonra, sende dilediğini yap, dışarı mı çıkmak istiyorsun, önce eşinden müsaade iste sonra gönül rahatlığı ile ziyaretini yap ve eşin gelmeden saatler önce evinde ol. Zaten muhtemelen sabah ve akşam görüyorsundur yüzünü. En sevdiği yemekleri hazırla. Yemek faslı geçince çay kahve her neyi seviyorsanız söyletmeden yap ve ikramda bulun yoldaşına. Ve onu bırakıp hemen yatağa geçme, kısa süreli de olsa muhabbet et. Onu bırakıp da iş yapma. Başka işlerle ilgilenme. En güzel kıyafetlerini sokağa çıkarken değil, eşinin yanında giy. Bu onu özel hissettirecektir. En güzel yemeklerini ona yap. Haa hep o demiyorum, tabi ki herkese olmalı ama unutma; o senin kıymetlin… Sol yanın… Hayat ve gönül yoldaşın. Farkı olmalısın, her şeyi özenle yapmalısın, ona daha özenli daha özelinden yap. Çünkü saygı beraberinde itaati, sevgiyi, mutluluğu, huzuru getirir. Ve sırf bu ahlakından ötürü cenneti bile getirir!
Şimdi kıymetli genç insan;
Sözüm sana!
Öyle her şeye herkese özenip doyumsuzluk yaparsın. Bir gün giydiğini ertesi gün giymezsin. Şeyh Sâdi Şirâzi ayakkabım yok diye sızlanırmış. Bir gün ayakları olmayan birini görmüş ve şükretmiş o an. "Ayakkabım yok ama çok şükür ayaklarım var" demiş. Şu renk tişörtüm yok. Falanın şu renk çantası var da benim niye yok! Onun arabası güzelde benimki niye çirkin vs vs. O dolapları boşalt, biraz boşalt! Eskiden iki kilim üç beş eşya olurmuş bi evde. Temizliği de rahat ooh… Şimdi vitrini, camı, koltuğu, temizliği de bi hafta bitmez haa. Yâhu eskiden eşyalar bize hizmet ederdi, şimdi biz onlara hizmet ediyoruz!
Dünya ile bu kadar hemhâl olmamalı. Bi de intikam, kavga, artistlik falan. Dünyadasın unutma kıymetli genç! Gelip geçici dünya için kalıcı kin besleme. Üç günlük dünyanın iki gününü nefretle doldurma. Rabbimi seviyorum dersin sorsam şimdi. Rabbini seven, yaratılanı yaradandan ötürü hoş görür. Rabbini seven haddini bilir. Haddini bilen kendini bilir. Kendini bilen insanda zaten kin bilmez, nefret bilmez. Çünkü gönlü merhamet doludur. Sevgi doludur. Kâinata Rabbim yarattı nazarı ile bakar. Hâl böyle olunca da, ne incinir, ne incitir. Hem dönüp de bir baksana, sen kimin yarattığına kin besliyorsun?
Hem, küçük bir hatası oldu diye arkadaşını ona buna anlatıp rezil etmek de ne demek oluyor? Senin sevdiğin; her hatana günahına karşı senin ayıbını örtmüyor mu? Seni affetmiyor mu? Durum böyle iken, kin tutmaya, ayıp ortaya çıkarmaya edebin nasıl müsaade ediyor? Gönlün nasıl dayanıyor bu hâllerine.
Gecenin bilmem kaç saatine kadar meydanda olta atıp, o cafe senin bu bar benim kendini kaybedecek kadar eğlenirsen, kusura bakma güzel kardeşim de, sabah kâbus görerek uyanman çok normal. Aksama kadar ne ile hemhâl olursan ve kimlerle arkadaşlık kurarsan, onlarla inlersin. Hemhâl olduğun şeylere dikkat!
Ve sen kıymetli insan;
Gönül gözünü aç gönül gözünü. İşte o zaman herkesin görmediğini görür, anlamadığını anlar, Allah katında da kul yanında da kâmil insan olursun.
Asrısaadet zamanına dönelim bi misalle.
Hz. Peygamber’in (SAV) Veda Haccı esnasında, "Bugün size dininizi tamamladım ve nimetimi ikmal ettim" ayeti nazil olduğunda yüz yirmi beş bin sahabe sevinçten birbirlerine sarılıp ağlaştı. Ama Hz. Ebu Bekir’in hâli başkaydı. İçli içli ağlıyordu. Sahabeler merakla sordular, niye bu mutlu günde hıçkıra hıçkıra ağladığını. O şöyle yanıtladı soruyu; "dinin kemali, Peygamberinin zeval vaktinin habercisidir. Din nimetinin tamamlanması güzel ama bu aynı zamanda Muhammed'in ölüm vaktinin yaklaştığının habercisidir. O hiç kimsenin fark etmediği ayrıntıyı yakaladı.
Şimdi kendimize çeki düzen vermeli, Ebu Bekir misali idrak kabiliyetli dost olmalı dostlara. Aynîleşmeli onlarla. Cilalamaya önce kendimizden başlamalı. Son noktayı koyarken bu haftalık yazıya, bir dua iliştirelim sonuna; Rabbim gönül hâlimizden anlayacak dostlar versin inşallah.
Selam ve dua ile.
