GİDERKEN GELEN
Rahmet akşamıydı gelişi...
Önce bu şehre, sonra gönlüme düştü.
Yavaş yavaş ilerliyordum gecenin koyu karanlığında.
Umudunu kaybetmiş sokak çocuğu masumiyeti, dalından düşmüş yaprak kimsesizliğinde,
Kaldırım taşları üzerinde, kimselere zarar vermeden.
Arka bahçesinde buldum kendimi Mevlâna’nın…
Aşkların diz çöktüğü Pîrin diyarında.
Oturdum ücra bi köşeye.
Biraz ağlamaklı,
Biraz çaresiz, Fazlaca O'nsuz. Biliyordum.
Artık O'nu bir daha göremeyecektim. Yaşam ve ölüm arası bi yokluktu bu.
Arasatta çırpınıyordu yüreğim.
Ellerim daha çok üşümeye başlamıştı.
Gözlerim yanaklarıma düşmeden donup kalıyor,
En şiddetli soğuktu yokluğunun mevsimi. Kessem bileklerimi, kanım akmazdı. Gönlüm bahar görmezdi artık.
Şimdi ne yapmalı, nerelere gitmeli, Bu şehre nasıl sığmalıydım? Derken,
Doğruldum yerimden.
Güçlükle kalktım ayağa. Herkesin şaşkın bakışlarından kurtulmak için kendimi kalabalıkların arasına attım. Her yüzde onu aradım.
Tekrar tekrar derken defalarca aynı yanılma. Yoktu o işte. Bulamayacaktım. Gitmişti o. Bunu kabullenmek niye zor geliyordu bu kadar?
Yüreğim niye inatla devam diyordu? İhtiyacım vardı gülmek, her şeye tebessümle bakmak için, Her çıkan aşk şarkısında ağlamamak için,
Gelecek adına hayal kurabilmek için O'na ihtiyacım var. Silkeledim kendimi. Dayan dedim!
O gitti. Şimdi sana yakışan güzelce sabretmek! Sildim gözyaşlarımı. Allah dedim! Yürüdüm başım dik gönlüm eğik.
Ne diyordu Duha süresinde?
Rabbin sana gönlündekini verecek ve seni hoşnut kılacak.
Sustum,
Sabır dedim,
Yürümeye başladım.
-----------------------
Kıyıda tutunamayanlar olarak, açıldık biz de “Köşe Yazarlığı” ummanına, yelkenler fora…
Öncelikle bu Köşe’yi bize tahsis eden dostlara teşekkür edelim.
Kaleminden nefret, kin, garaz ve ihtiras dökülmeyenlerden eylesin Rabbim diye dua edelim hem kendimize hem de eli kalem tutan herkese…
Haftada bir kez buluşmak ümidiyle…
Havvanur KEPİR
