Evlilik Müessesi
a-Evliliğe adım atmada kullanılan yöntemler (Evliliğe hazırlık dönemi-Kız isteme yolları)
Görücü usulüyle, ailelerin araştırmalarıyla evlilikler günümüze kadar geldi. Toplumun büyük bir kısmında halen de devam ediyor. Hatta bu konuda gereğinden fazla katı kurallar çerçevesinde geçmişten getirdiğimiz statik bir uygulama da söz konusu. Yakınlarımdan birçoğu ve hatta ben bunu yaşayanlardanım. Hazreti Peygamberin uygulanması istediği kuralları çok görenler oldu. Evlenecek adayların birbirleri ile konuşmalarına bile müsaade etmedik.Bunun bir türevi sayılabilecek başka bir yöntem de kız vermek ve kız verdiği evin kızını almak…Günümüzde bunların tamamen dışında gelişen ve şekillenen bir gerçeklik daha var. Kerih görsek de bu gerçekliği örtemeyiz. Bazı aileler özgürlük adına çocuklarını tamamen serbest bırakıyorlar. Flört hayatının arkasından gelen bazen mecburiyetten bazen de gerçekten isteyerek evlilikler söz konusu oluyor. Bu konuda dindar, dindar olmayan diye de ayrımı çok uygun bulmuyorum. Zira her iki uçtan da farklı örnekler yaşanıyor ve sayısı azımsanmayacak kadar farklı ekstra çeşitlemeler mevcut.Belki şimdi söyleyeceklerimde bundan yıllar öncesi insanlarını ürkütecek kadar komik ve trajikomik bir şekil daha söz konusu. Kuşak kuşak programlarda saatlerce çöpçatanlık yapanlar, örfümüze yeni bir evlilik şeklini daha soktu: Televizyon evliliği. Milletin önünde cereyan eden bu programlarda evlenenler de az değildir.İnternet. Bu yöntemle uzak diyarlara hiç tanımadığı mekânlara giderek evlenen ya da evlilik düşüncesiyle hayatta kaybolanları da unutmamak gerekir.Huzurlu bir hayatın kurulacak sağlıklı bir aile yuvasıyla mümkün olacağını söylemeyen yoktur. Evde huzur varsa sokakta da huzur olacaktır. Dolayısıyla ülkede de huzur yayılacaktır. Toplumun huzurunun ailelerdeki huzura bağlı olduğu gerçeğinden hareketle huzurlu aileleri oluşturmak için yapılması gerekenleri fert bazında ve devlet açısından farklı misyonlarla yerine getirilmesi gerekecektir. Bunu, konumuzu aştığı için fazla irdelemeden, huzur üreten evliliğin toplumuzdaki yer etmiş fikirlerine bir bakma da faydalar var.
b-Evlilik anlayışımız
Evliliğin devamını sağlamanın yollarını irdelemeden önce evlilik müessessinin yapısına bakmakta fayda mülahaza ediyorum. Evlilik, inancımızda kutsaldır. İslam’da evlilik insani ve medeni bir muamele, dinî bir vazifedir. Evlilik neslin devam etmesini sağlar. Dince günah sayılan, yasaklanmış zina ve kötü ahlak gibi şeylerden korur. Evliliği teşvik eden ayet ve hadisler söz konusudur.Ayet: Allah (c.c.) Kur’an’da: “Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de onun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen kavimler için ibretler vardır.” (Rum suresi, 21. ayet) buyurmasıyla insan için sevip bağlanılacak eşler yarattığını belirtmiştir.Hadis: Kadınlarla evlenirim. Her kim benim bu yolumdan gitmezse, ondan yüz çevirirse benden değildir.” (Tecrid cII, s289) buyurarak evliliği teşvik etmiştir. Bir başka hadisinde de “Günahtan arınmış olarak Cenab-ı Hakka mülâkî olmasını murat eden kimse evlenmelidir.”(Cami’us sağir, Kenzil İrfan, s133) buyurmuştur.Şartlarına uygun yapılan bir evliliğin ibadet olduğu anlayışıyla hareket etmekteyiz. Bir çok insan bunun çağrıştırdığı dini motivasyon ile evleniyor. Nişan ve düğün dönemlerinde yapılan duaların fevkalade önemli olduğunu düşünüyor ve buradan bir kutsallık penceresi aralıyor. Evlilik, günahtan arınma yolu olarak da düşünülebilir. Kötülüklerden uzak kalmanın yoludur aynı zamanda. Zina gibi toplumu yok eden kargaşa ve huzursuzluk sebebi olan bir davranıştan uzak kalınmasını sağlamaktadır.
c- Yuva
Evliliğin temelindeki düşüncenin olgunlaşmamış olması da ayrıca üzerinde durulacak önemli konulardan birisidir. Ailenin yuva olma şartlarını taşıması da yabana atılmamalı. Yani her şeyin paylaşıldığı yerdir yuva. Güzelliklerin paylaşılarak çoğaltıldığı, üzüntülerin paylaşılarak azaltıldığı mekân. Salt barınma yerinin ötesinde ruhun eşlik ettiği canlılık katılan bir organ olarak yuva oluşturulmalı. Temelleri sağlam olan ruhi olgunluğu barındıran birlikteliğin yarıda kalması ihtimali zayıflayacaktır. Yuva oluşturma düşüncesinin fikri altyapısı da sağlanmalıdır.Evlilik öncesi devrede, psikolojik hazırlık sürecini yeterince işlevsel hale getiremeden yapılan evliliklerde sürekli sorunlar yaşanmaktadır. Ailedeki geçen süreçte yuva kurmanın özel duygularla bezeli oluşunu gündeme getiremeden sadece yasaklarla günahlarla anlatmak belki de bir dönem için yeterliydi. Ama günümüzde artık insanlar (kadın erkek fark etmez) daha çok dışa açık, daha çok etkileşim ve paylaşım içindeler. Meseleyi çözmek belki de kolay: Kardeşim dince yasaklananlara dikkat etmek gerekir. Eğer böyle yapılırsa mesele çoktan çözülmüş olur, diyebiliriz. Bu meseleyi çözmek yerine bir kaçışı ve belki de bir ötelemeyi beraberinde getiriyor. Sonra insanlar en küçük problemde habbeyi kubbe yapma özelliğiyle birlikte dönüşü olmayan yollara götürebiliyor.
d- Boşanma
Boşamanın kötü bir şey olduğunu duyarak evliliğimiz üzerinde konuşmadık ve konuşturmadık. Aile içinde olanların dışarı sızması da pek mümkün olmadı. Bu anlattıklarımız karakteristik Türk ailesinin yaşaya geldiği bir olguydu. Halen aynı şekilde devam ettiğini de söyleyebiliriz.
2-
Evlilik sürecinde yaşananlar, evliliğin devamı ya da bitmesine sebep olabilmektedir. Aile içindeki eşlerin anlaşamaması ya da ortak değerlerin paylaşılamamış olmasının yanında ailenin diğer üyelerinin müdahil olduğu olaylar da azımsanamayacak durumdadır. Aile büyüklerinin tavırları da evliliğin sona ermesinde etkili olmaktadır.İnsanımızın aile yapısında bozulmaları tetikleyen hatta körükleyen onca dış etken varken meseleyi sadece buraya endeksleyerek çözüm bulmamız mümkün değildir. Günümüzde insanların evlilikten beklentilerini de değerlendirmeye tabi tutmak gerekiyor. Erkek eşinden ne bekliyor? Eşinden beklentilerine cevap bulabiliyor mu?Kadın eşinden ne bekliyor, beklentilerine cevap bulabiliyor mu? Günümüzdeki gencecik insanların bir kaç ay içerisinde boşanmayla sonuçlanan süreci iyi yönetmede etkili kişi ve kuruluşlar görevlerini yapıyor mu?Bu ve buna benzer onlarca soru ile olayın ciddiyetini ve vahametini ortaya koymamız mümkün.Psikolojik olgunluk, eşler arasındaki anlayışı geliştirmektedir.Gerçek bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum:Akrabalarının çocuğunu okula kaydettirmek için gelmişlerdi. Bu bayanlardan biri daha gençti ve hüzünlüydü. Yüzü de gülmüyordu. Gözlerinde bezginlik vardı. Arada bir kelime söylüyor. Arkası gelmiyordu. Merak ettim. Hayırdır hasta mısınız? Bir şey içer misiniz, diye sordum.Cevabı kısa ve netti. Yok bir şeyim, dedi ve sustu. Hayallerinin yıkıldığı, geleceğinin yok olduğu düşüncesi davranışlarına yansımıştı. Yanındaki bayan olaya müdahil oldu:Boşandılar, dedi.Bu kelime bana yıllardır çok soğuk ve itici gelirdi. Boşanma kelimesinin çağrıştırdığı küçük bir olumlu fikir yoktu bende. Üzüldüm. Sessiz kalmayı tercih ettim. Üzüntülüdür, diye meseleyi kapatmayı düşündüm.Yanındaki devam etti. Daha yeni boşandılar, dedi. Genç beyan “evet” diyerek doğruladı.Ben özür dileyerek birkaç soru sorabilir miyim, dedim. Gayet olgunlukla karşıladı ve elbette, dedi.Kaç yıl evli kaldınız?Şaşırdığı yüzünden belliydi.Ne yılı, dedi.Devam etti. Üç buçuk ay oldu?Şaşırdım. Kendi kendime boşanma süresi ne kadar kısalmış, diye düşündüm.Boşanma sebebiniz, neydi? Pek kısa sürmüş, dedim.Anlatırsanız bundan istifade edebiliriz. Başkalarıyla paylaşabiliriz, dedim.Anlatmaya başladı:İlk ayın sonunda tartışmalarımız başladı. Her şeye karşı çıkıyordu. Yok yerden öfke peydahlıyor, bağırıp çağırıyordu. Artık akşamları tartışmalar uzayıp gidiyor, tartışmayla geçen gecenin sabahında işe gidiyoruz. Akşam tekrar tartışma başlıyordu. Her gün her gün aynı şeyler yaşanıyordu.Duramadım sordum:Nasıl evlendiniz?Evlenmeden önce tanışıyorduk. Uzunca bir zamandır hem de… Birbirimizi tanıdığımızı sanıyordum. Ama yanılmışım. Babam, dedi söyleyeceğinden vazgeçti.Bu defa ben söze girdim:Babanız?Babam istemiyordu evlenmemizi. Ben ısrar edince, babam, kararına saygı duyuyorum, dedi.Tek kelimeyle ifade edecek olursak boşanmanızın sebebi neydi, dedim.Hiç tereddüt etmeden cevapladı:Saygısızlık. Belki de değer vermemek, diye devam etti.Nasıl, dedim.Bana karşı saygısı yoktu. Benim de insan olduğumu hiç düşünmedi. Hep kendi bildiğini söyledi. Kendi dediğinin dışında hiçbir şeyin düşünülmesine bile izin vermedi.Siz kendi açınızdan bakıyorsunuz. Eşiniz sizin hakkınızda ne düşünüyordu, merak edip sordunuz mu?Defalarca sordum. Konuşma imkânını öfkeyle ortadan kaldırıyordu. Ben kendimi defalarca sorguladım. Benden mi, diye. Ama gerçekten benim olumlu düşünmeme rağmen hiç karşılık vermedi. Birkaç ay sonra babamın evine gittim. Hiç arayıp sormadı. Boşanmanın hoş bir şey olmadığının gelenek olarak farkındaydım. Boşanmak istemedim. Sonra tekrar bir araya gelmeyi düşündüm. Tatile çıktık. Daha ilk gün tartışma başladı. Sebep?Ben sadece bir konuda düşüncemi söyledim. Bana sordun mu? diyerek kapıyı yumruklamaya başladı. Düşünceyi bile ona sormam gerektiğini sürekli vurguluyordu. Benim düşüncemi kabul etmemesini kabul ederim. Hatta sevinirim bile. Ama beni düşüncesizmişim, beyinsizmişim gibi bir tavırla aşağılaması vardı davranışlarında…Aileleriniz?Aileler araya girdi. Benden hiç birinin şikâyetçi olduğu yoktu.Belki de kıskançlıktır yaptığı.Ben de öyle sandım. Ama değil. Zaten öyle sandığım için anlayışlı davranmaya çalıştım. Evliliğimizde saygı kalmadı. Tabi sevgi de…Sonuç kaçınılmazdı. Boşanma. Bu, beni mutlu etmedi aslında. Sadece benim de insan olduğumu bilmesi yeterliydi. Benim farklı düşünebileceğimi, farklı davranabileceğimi bilmeliydi. Allah herkesi farklı yaratmıştır. Koca olarak ona göstermem gereken saygıda kusur etmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Onun da bana eş olarak saygılı ve sevgi ile yaklaşmasını bekledim durdum…Bu hikâyede evliliğin devamını sağlayacak davranışların geliştirilmesi için bir çaba içine girilmediği rahatlıkla görülmektedir. Aynı zamanda evlilik devamı için beklentiler de açıkça zikrediliyor.Bir sebeple kadının kocası ile kısa bir konuşmam oldu. Evliliğin bitmesinin sebeplerini sordum sadece. Anlayışlı davrandı ve sorumu cevapladı.Kısa ve net ifade edeyim. Dediğim dedikçiydi. Her dediği olsun istiyordu. Beni ve düşüncelerimi dinlemiyordu. Başına buyruktu, kendi ailesinden başaksını gözleri görmüyordu…İki tarafta sadece suçlamalar yapıyor ama çözüm noktasında çözümün parçası olmaktan uzak duruyordu. Boşanma sebeplerine bakarak evliliğin devamını sağlama metotları da geliştirilebilir. Kısaca boşanma nedenlerinde öne çıkanlara bakmakta fayda var. Erkeklerin boşandıkları eşlerinde en beğenmedikleri ilk 3 özellik ailesine aşırı düşkünlük (%40,6), sorumsuz olması (%32), çok fazla para harcaması iken; kadınların eski eşlerinin sorumsuz olması (%50,4), alkol kullanması (%30,9) ve ailesine aşırı düşkün olması (%26,4) beğenilmeyen özellikleridir. (Kaynak: Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Boşanma Nedenleri Araştırması (2008) Verileri)
3-
Evliliğin devamını sağlamak için
1-Şahıslara düşen görevler
Her bir bireyin erkek ya da kadın örf ve geleneklerimizdeki görevleri deruhte edecek şekilde yetiştirilmesi gerekir. Şahıslar, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan kendi üzerine düşen görevleri yapmaya meyilli olmalı. Ahlaki anlayışımız ve dini inancımızın beklentilerini de öğrenmeli. Sadece öğrenmekle yetinmemeli aynı zamanda öğretmeli ve etrafındakilerle paylaşma gayreti ile hareket etmelidir. Her yaptığını iyilik yani ibadet çizgisiyle yürütme düşüncesi verilmelidir. Gelişen ve değişen toplum olarak bazı yeniliklere de uzak kalmadan gelenekten getirdiğimiz bazı yaptırımların çabuk iletişim sayesinde değişime uğraması muhakkak. Bu değişimi inancımız ve anlayışımız çerçevesinde yoğurarak kendilerini geliştirmelidirler. Artık karı koca ve onlara düşen görevler değişmiş. Başkalaşmıştır. Mesela ailede eşlerin ikisi de çalışmaya başlamıştır. Bu gelecekte daha da artacaktır. Çalışan eşlerde eşlik görevlerini yerine getirme ve görev paylaşımı eski geleneği zorlamakta ve yeni paylaşım usulleri ortaya çıkmaktadır. Böyle durumlarda hayatın yaşanabilir olması için “düşünce eğitimine” ağırlık verilmelidir. Ve bu gerçeğin toplumdaki yer ediş şekline müdahil olunmalıdır. Sorgusuz sualsiz bir paylaşım şimdiler de pek mümkün olmamakta her şey sorgulanabilir hale gelmektedir. Sorgulamada herkesin rahat cevaplayacağı fikirlerle donatılması en önemli görevler arasında yerini almıştır.
2- Ailelere düşen görevler
Çocukluk dönemiyle birlikte çocuklarına iyi örnek olmak zorundadırlar. Anne baba olarak eşler arası ilişki ve konuşmalarda saygı ve sevgi çerçevesinde, uygun ortamda eğitim verilmelidir. Kız çocukları anne davranışlarını kopyaladığından annelerin kocalarına karşı davranışlarında ve konuşmalarında çok seçici ve saygı çerçevesinde örnek olmalıdır. Baba da rolünün gereğini layıkıyla yerine getirerek gelecekte koca ve baba olacak çocuklarına güzel örnek olmayı hiçbir zaman düşüncesinden uzakta tutmamalıdırlar.Ailelere düşen grevlerin ikinci devresi de çocukları evlendiği zaman ebeveyn olarak evlilik zorlanmaya başladığında devreye girecektir. Eşler arasında sıkıntılı durumlar oluşmaya başladığında problemi çözmek için direk devrede olması gerekenler ebeveynlerdir. Çocuklarının mutluluğu onların da mutluluğu olması gerçeğinden hareketle, evlilikteki huzursuzlukların birinci derecede etkilediği kişiler, iki tarafın da ebeveynleri olacaktır. Hakem tayin etme, hakem olma gibi görevleri yürütmek için hazır olmalıdırlar. Bunun için gerekli fikri olgunluğu elde etmek ve donanıma sahip olmak için çaba sarf etmek görevini de unutmamalıdırlar. Aile içindeki sorunlar arttıkça hemen müdahil olma/olabilme yeteneği ortaya konulabilirse, evliliğin devam etme ihtimali ortaya çıkmış olacaktır. Bu ailelerin görevidir. Bu görevi hafife almadan yerine getirme çabası onların da mutluluğuna sebep olacaktır. Aileler her durumda çocuklarının yanında olmalı ve onların huzuru için bütün sebepleri işlemelidir. Sorunlara gerekçe gösterilen ciddi ya da gayri ciddi meseleleri çözme hedefinde bütün çabalarını ortaya koymalıdırlar.
3- Eşlere düşen görevler
Sabırlı olmak gerekiyor. Kızgınlık göstererek dönülmez yollara kapı aralamak yapılacak yanlışların başında gelmektedir. Evliliğin huzur içinde yürümesi için kafada oluşan olumsuzlukları yok etme çabası her iki tarafça ciddi şekilde uygulamaya konulmalıdır. Olumsuzlukları görmek yerine, daha olumlu olanları ortaya koymak gerekir. Fevri davranışlardan uzak kalabilmek, çözümsüz gibi görünen birçok meseleyi ortadan kaldıracaktır. “Güven”, ailenin tutkalıdır. Eşlerin birbirine güvenmesi esastır. Güven vermediğiniz zaman yeni bir sorun ortaya çıkacaktır; gelecekten korkmak, gelecekten ümidi yitirmek. Bu da aile içindeki güven ortamını zedeleyerek her konuşmanın arkasında, her davranışın temelinde şüphe ile hareket etmeye sebep olacak ve ailenin devamına engel olacaktır. Ailenin devamı için “güven vermek”, “güvenmek” ve “güvenilmek” gerekiyor. Şüpheye mahal bırakacak konuşma ve davranışlardan beri olmak gerekir.Aile bireyleri arasındaki paylaşım güçlü bir bağ oluşturur. Aile bireylerinin huy, mizaç, karakter ve davranış itibariyle birebir örtüşmesi düşünülemez. Karşılıklı sevgi, anlayış, güven ve hoşgörü çerçevesinde anlaşma sağlanabilir. Sevgi, saygı, anlayış, değer verme ve güven çerçevesinde karşılıklı paylaşım, sorunların çözülmesi ve çözümlenmesi mümkün olabilir.
a-Erkek, ben erkeğim ben her şeyi bilirim, her türlü kararı ben alırım, düşüncesinden derhal vazgeçmelidir. Hazreti Peygamberin istişare tavsiyesini unutmadan alınacak kararlarda eşinin de düşüncesini alarak ona verdiği değeri ve güveni göstermelidir. Kadının sorumlulukları dışında, köle muamelesi yapmaktan uzaklaşması gerekir. Allah’ın yarattığı, değer verdiği bir varlık olduğunun farkında olmalıdır. Fiziki olarak daha zayıf olmasından faydalanarak şiddet uygulamaktan uzaklaşması gerekir. Şiddet uygulamak kişinin zafiyetinin en önemli göstergesidir. Eşiyle sık sık konuşmalıdır. Sevinçlerini paylaşmalıdır. Ona değer verdiğini güzel sözlerle dile getirmeli ve onu sevdiğini söylemekten geri durmamalıdır. İnadına “ben bilirimden” uzak kalmak, çözümsüz gibi görünen birçok meseleyi çözecektir. Her insanın sevmeye, sevilmeye ve sevgiye muhtaç olduğu gerçeği asla gözden ırak tutulmamalıdır. En hayırlı olabilme yarışında erkek kendine yer bulmalıdır. Peygamber sözü ortak hayatına yön vermelidir: “Sizin en hayırlınız hanımına karşı en iyi olanınızdır.”
Eşler ekip ruhuyla hareket etmeli. Birlikten güç doğacağı gerçeği unutulmamalıdır. Rızkını heba etmeden legal şekilde harcamak ve paylaşmayı bilmelidir.
b-Kadın, hırsının kurbanı olmamalıdır. Her şeye sahip olma, durgusundan uzaklaşarak aile ortamının gereklerinin uygulamasında mutedil olmalıdır. Alışveriş tutkusunun zararının farkında olmalı. Komşu ve tanıdıklarının alışverişi ile kendisini kıyaslamamalıdır. Ailenin maddi gelir durumuna göre aile bütçesi çıkarılmasında katkı sağlamalı. Kocasının stresli olduğu ve öfkelendiği zamanlarda öfkelenmemeli ve gerekirse susmalı. Ortamın gerginliğini artıracak davranışlardan uzak kalmaya gayret etmelidir.