Matarama Kan Doldu

Matarama Kan Doldu

 

Cenneti canlarıyla satın alanların hayatı.

Her şeyden vazgeçenlerin/geçebilenlerin iman zaferi...

Birkaç dakika sonra rahmeti rahmana ulaşacağını umuduyla abdest alıp Kuran okuyarak kavuşmaya hazırlanan bir inanmışlık destanı…

Nice ana kuzularının ciğerparelerini göremeden, eşine doyamadan, ana babasına sarılamadan kanatlanışının insanın içini acıtan gerçekliği…

Roman fazlaca savaş bilgisi aktarıyor. Çanakkale ile ilgili okumuş olduğum bunca kitaba rağmen farklı bulduğum, belki de ilk defa rastladığım fikirler okuyucuyla yolculuk ediyor.

Çanakkale’nin neden geçilemediğini, Çanakkale’deki ruhun ne olduğunu anlamak için bu kitabın söylediği çok şey var.

Yazar Kavaklı, kitabı yazmadan önce birçok kaynak taraması yaptığını hissettiriyor. Cephelerdeki askerimizin durumunu, askeri stratejik planlama hatalarını, düşman kuvvetlerinin Osmanlı askeri karşısındaki duruşunu öğrenmek, geçmişten ders çıkarmak için çok önemli.

O dönemdeki teknolojinin çok gerisinde kalmış Osmanlı askerinin yaşadığı sıkıntıları, acıları, duyguları yudum yudum sunan roman, ölüme seve seve koşan cennete kanatlanmak için yarışan kahramanları bir kez daha zihnimize nakşediyor. Kahramanların ölmediği gerçeğini haykırıyor vicdanlarımıza… Şu andaki varlık sebebimizi, çarpıcı düşüncelerle geleceğimize yön verme adına güzel bir dille okuyucunun beğenisine sunuyor.

Tecrübeli bir kalem olan Ali Erkan Kavaklı, Matarama Kan Doldu romanıyla tarihe kayıt düşecek ve gönüllerdeki Çanakkale zaferinin fitilini sönmemek üzere tekrar ateşleyecektir.

Üsteğmen Hasan Hulusi’nin ağzından aile duygusallığını ifade eden cümlesi savaşın ortamını özetlemeye yetiyor. Didar ismini verdiği yeni doğmuş bebeğini görememesi hangi kelimelerle anlatılır bilemem, ama yazar Kavaklı vurucu cümleyi okuyucunun benliğine saplıyor:

“Didar’ını görmeden ezel ve ebet sultanı Hz. Cemal’in “didar”ını görmeye gideceğini hissetmiş olmalıydı.”

Albay Cevat’ın gördüğü rüyayla savaşın boyutunun sadece görünen değil görünmeyen tarafının da olduğunu okuyucuya anlatan Ali Erkan Kavaklı, boğazın “vav” şeklindeki döşenen mayınlarla düşman gemilerine mezar oluşunu da akıcı bir üslupla anlatmış.

Albay, hayatını alt üst eden altın rüyayı yeniden hatırladı. Peygamberimiz (sav) beyaz sarıklı, beyaz elbiseli bir şekilde kendisine görünmüş ve Karanlık Liman’da vav harfi yazmayı öğretmişti. Limana vav gibi, mayın döşenmeliydi. Uyandığında kendisini gözyaşları içerisinde ağlar buldu. Hayatının en güzel anıydı. Demek Peygamberimiz (sav) bu savaşla ve kendisiyle ilgileniyordu. Rüyayı çok önemsedi. Boğaz’da kıyıdan kıyıya, suyun akışına dik olarak döşenmiş mayın hatları vardı fakat Karanlık Liman’da gemilerin manevra yapmasını önleyecek şekilde bir mayın hattı yoktu. Böyle bir hat savaşın seyri değiştirirdi.

Roman Kahramanlarının inanç dünyası o kadar güçlü ki dünyalık hiçbir şey onları ilgilendirmiyor. Onlar, vaat edilene ulaşmak için çarpışıyorlar. Ulaşamadıkları zaman hayıflanarak bir sonraki vuruşmayı bekliyorlar. Gönüllerindeki Kuran onları rahatlatıyor, ayaklarını sağlamlaştırıyor…

“Allah'a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

“Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.”

Zaten bu savaşın kazanılmasını anlatabilecek bunun dışında bir düşünce de olamazdı. Makineli tüfeklerle taranan ve siperden dışarı çıkmada zorlanan bir ordunun kazanıyor olmasını, onun manevi dinamikleriyle açıklamak mümkün olur.

Yazar bu düşünceden hareketle romanın başından sonuna soluksuzca okuyacağınız bir savaşı zihinlerde yer edecek şekilde satırlara dökmüş.

Cümleler bir öykü keskinliğinde kısa ve net. Çarpıcı ve etkileyici fikir akışıyla bir bütünlük içinde, ırmaklar gibi coşmuş anlatımla satırlar arasında hızla yol alıyorsunuz. Kitaptan bir şehidin yolculuğuyla sizleri baş başa bırakıyorum.

“…Beyaz gelinlikli güzel, büyüleyici güzelliğiyle, bir meltem gibi kendisini sarıverdi, bir an birlikte göklere doğru uçtuklarını hissetti Hasan Hulusi… Cennet ufkuna doğru kanat vuruyorlardı. Aşağıda gül bahçeleri, laleler, yemyeşil çimenler içinde kıpkırmızı gelincikler, bembeyaz papatyalar… Dalbastı kiraz ağaçları, dalından aşağı doğru sarkan muzlar, portakal ve mandalina bahçeleri, yeşil yapraklar arasında kıpkırmızı gülümseyen narlar, iri meyveli erik ağaçları, beyaz ve kırmızı meyveli elmalar, üzümleri aşağı doğru sarkmış asmalar, olgun hurmaları salkım salkım hurma bahçeleri… Tekrar gül kokuları, göz alabildiğine papatya ve gelincikler… Beyaz ve kırmızı çiçekler, iç içe, sarmaş dolaş, yan yana…”

 

Güçlü bir kalemin farklı bakışıyla Çanakkale: Matarama Kan Doldu.

Bize de okumak düşer.

 

Matarama Kan Doldu Nesil Yayınlarından çıktı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum