Geçenlerde köyümüz derneği başkanının daveti ile birkaç günlüğüne İstanbul a gitmiştim. Çağrılış nedenim bir kültür işi idi sağ olsun dernek

başkanımız Sayın Eyüp Cığal Bey ile bu işimizi halledip uzun zamandır hasret kaldığım köylülerimle hasbihal etmem çok güzel bir duygu idi.
İşimizin sonunda Sevgili Eyüp “İsmail abi bir gezelim seninle İstanbul’u bugün” dedi “olur” deyiverdim. Hem gezmeyi hem görmeyi çok severim. İstanbul’un gerek tarihi yerlerini gerekse müzelerini müteaddit zamanlarda defalarca gezmişimdir. Daha görmediğim yerleri varmış işte.
Başkan’la Panorama 1453 diye İstanbul’un Topkapı semtinde daha önceleri Otogar olarak hizmet veren yerine götürdü beni Başkan. Daha geriden varırken gördüğüm manzara çok güzel bir yer göreceğimizin işaretini veriyordu bana. Çünkü en az 3’lü 5’li sıralar halindeki insanlar bu müzeye girmek için 100 metre kadar kuyruk oluşturmuşlardı.
Sıraya girdik biz de. Basın kartımız ile yarı ücret ödedi Başkan. İçeri girdik önce bir geniş mekan, sonra uzun ve loş bir koridor ve yukarı doğru uzayan bir merdivenden çıkış sonrası harika bir loş görünüm. Aman Allahım! Fethin bütün ihtişamı yansıtılmış o fethi gerçekleştirdiği bilinen ağır toplar onların çekildiği kalın kalaslar, top gülleri ile yıkılan surlar surlardan adeta uçan insanlar, güzel, göz alıcı ve düşündürücü bir görüntü. Hatta bir ağaç var ki sormayın. Devasa, dalı budağı ile o zamanın ağaçları bile ne kadar görkemli ve muhteşemmiş dedirtiyordu.
Dahası insanları idare etmeleri için görevlendirilmiş olan görevliler bile müzenin güzelliğine uygun yarı çıplak ve eski Osmanlı giysileri ve pos bıyıkları ile geçliğe ve seyredenlere eski ceddimiz böyle güçlüymüş böyle iri yapılı heriflermiş dedirtiyordu. Gezip görmeyen varsa bir an önce görmeli. Çünkü Fetih 1453 filminden daha önemli Panorama 1453… Eyüp Başkan’a da teşekkür ediyorum, vesile olduğu için…
Buradan başka bir semtteki şehir müzesine daha gittikten sonra akşam oluyordu eve döndük. Bu güzel yerleri, gördüklerimi nasıl anlatsam diye düşünürken, geçtiğimiz Salı günü kültür dostu Meram Belediye Başkanı Sayın Serdar Kalaycı, yazarları, gazetecileri Fetih 1453 filmine davet etmişti. Bizden evvel de yine Konya’daki şehit ailelerini ve gazilerini davet etmişti.
Önce davete pek sıcak bakmadım ama Başkan tarafından çağrılınca gitmemek olmaz deyip gitmeye karar verdim. İyi ki de gitmişim. Çünkü bu yıl Konya’da kışın çetin geçmesi dolayısı ile uzun zamandır görüşemediğimiz gerek basından sevdiğimiz dostlarımızı gerek TYB’den sevdiklerimizle de görüşme ve sohbet imkânımız oluştu. Bilhassa bunun için özellikle Serdar Başkan’a çok teşekkür ederim.
Gelelim Fetih 1453 filmine. Çok emek verilerek hazırlanmış bir film. Bu filmi gençlerimiz yaşlılarımız herkes kadın erkek çoluk çocuk mutlaka görmeli. Hatta gerek Çanakkale için gerek İstiklal Savaşımız’ın cepheleri için de böyle güzel senaryolar yazılıp film olması gerekir düşüncesindeyim. Daha önceleri belki savaşlarımızı anlatan filimler yapılmış olabilir, ama günümüz teknolojisi ile yeni filimler yapılsa geçmişimiz gençlerimize ve bizlere anlatılsa ne kadar güzel olurdu.
Padişahı ve vüzerası ile kalabalık figüranı ile devasa maddiyatı ve güzel işlenmiş zırhları ve kostümleri ile seyretmeye değer bir yapıt ortaya çıkarmış Aksoy Film yöneticileri.
İçeriğe gelince, eski filmlerden değişik yanının çok olmasına karşın bazı kısımları çok abartılı. Ulubatlı hakkında bilgi olmamasına rağmen Macar Era ile aşkı uydurma bir hikaye idi. Peygamber efendimizin fethi müjdeleyen hadisi şerifi ile başlaması ise heyecan vericiydi. Kostantiniyye elbet fetholunacaktır onu fetheden kumandan ne güzel kumandan onun askerleri ne güzel askerlerdir hadisinin yerini bulması güzeldi. Hüsrana uğrayacağı zaman 40 günlük kuşatmadan sonra padişah Fatih Sultan Mehmet in umutsuzluğa düşmesi ve adeta kendini bir odaya kapatması, bütün savaşlarımızda olduğu gibi bir savaşın kaderini değiştiren halin vuku bulması olayının burada son olarak Akşemseddin hocanın (akoğlan) çağrılarak getirilmesi ve direk padişahın odasına girerek ona konuşması ve anlattığı tecrübeye dayanan sözleri ile onu şahlandırması. Hatta istihareye yattım fetih sana nasip olacak hem de çok kısa zamanda bu vuku bulacak diyerek Eba Eyyüb el-Ensari’nin neden şehit olarak surların dibinde yattığı konusunda uyarıcı cümleler kurması ve genç Fatih’e cesaret vermesi, savaşın kaderinin değişmesini hem de Peygamberimizin hadisinin gerçekleşmesini müjdeliyordu.
Tabi filmin içerisinde daha çok kayda değer olay vardı. Filme gitmek isteyenler için detaylara girmeyeyim.
Yalnız filmin baş aktörü olan Kostantin’in nasıl öldüğü hiç gösterilmedi. Bunun sebebini de anlayamadık. Başka bir önemli değer de atalarımızın ne derece adil ve insanlık sevgisi dolu olduğunu gösteren sahneler idi. Fatihin şehre girdikten sonra Bizanslı komutanları serbest bırakıp meydanda toplanmış olan yerli halka “canınız canımızdır malınız malımızdır, namusunuz namusumuzdur. İnancınızda serbestsiniz dilediğiniz gibi ibadet etmekte serbestsiniz” sözü de atamız Osmanlı’ya ve Türkler’e has bir kadirşinaslıktı, vesselam. Başka ne diyeyim… Teşekkürler Serdar Başkan, bu coşkuyu bizlere yaşattığın için…
İsmail Detseli
