Sahne Arkası ve Orkestra

Sahne Arkası ve Orkestra

 

     Bir hayatla savaşmak vardır bir de hayata başlama öncesinde savaşmak. Hayatla savaşmak ne kadar gurur verici ise hayata başlamadan savaşmak o kadar gurur kırıcı, o kadar umutsuzluğa sürükleyicidir.

     Hayatla savaşırken, iyi bir savaşçı iseniz kendinize, karşılaştığınız zorluklara aldırmazsınız, saldırırsınız, gereksiz acındırmalara girişmezsiniz.

     Hayata başlamadan savaşırken ise, size aldırılmaz, en acı görüntüye girmiş olsanız bile, acıyacak bir çift göz bulumazsınız.

     Savaşanlar sözde herkül görüntüsünde erkeklerdir.

     Savaşmaya meydan bile bulamayanlar ise, sırtında dünyayı taşıyan kadınlar…

     Gücü, kontrolsüz güç olarak algılayanların dünyasında, her türlü güç gösterisini, sebep-sonuç neticesine ulaşamadan yaşayan kadınlardır.

     Ne kadar ilginçtir ki, bilhassa arabesk şarkı kültüründe, edebiyatta sık sık karşımıza acımasız bir kadın tiplemesi çıkar. Günlük hayata dönüldüğünde ise kadınların  duygusallığı ön plandadır. Kadın ve erkek tanımlamaları zaten paradokslardan öte bir şey değildir.

     "Güç sahibi kendisinden güçsüz olanlara güç uygulayamaz" diye lanse edilen sözde erkeklik ilkesi, kadınlarla bir türlü kavgasını bitiremeyen erkeklerin dünyasında, yani gerçek hayatta bir türlü uygulama alanı bulamaz.

     Bunun bir sınıfı var mıdır? Elit erkekler, avam sınıfın erkekleri diye?

     Peki ya daha şanslı kadınlar var mıdır? Okumuş, kültürlü kadınlar ve okuyamamış kadınlar diye?

     Hepsi için ayrı bir örnekle kanıtlanabilir ki, böyle bir kıstas yok. Kıstaslar mantık ilkeleri çerçevesindedir ondan belki de.

     Ne mantık, ne kanuni ne vicdan ne de cesaret… Bugün, her türlü gelişmeye gün be gün yenileri eklenirken, bir türlü bir mesafe alınamayan istisna konularından biri de bu; kadınlar ve erkekler... Kanun yok zira yılda türlü cinayetlere kurban kadınların kayda geçmeyen sayıları, ürkütücü bir şekilde kayıtlara geçenleri ikiye, üçe katlar nitelikte belki de. Mantık aramak tümden yersiz, insanlar konuşa konuşa kavramından bihaber olanlara mantıktan bahsetmek, bir koyuna felsefe anlatmaktan öte bir şey değil zira. Mantığın sustuğu yerde vicdandan bahsetmenin mümkün olamayacağı da aşikar.

     Cesaret içinde korkuyu barındırmaz diye düşünürüz hep. Peki öyle midir gerçekte?

     Güçlü olmak cesareti getirir peşinde. O halde, erkeklerin gücü hakkında şüpheye düşmeliyiz öncelikle zira kaba güç korkuya karşı uygulanır. Birileri maddi ya da manevi gücünü kullanarak, görüntüde iz bırakarak ya da görünmeyen tarafta iz bırakarak birilerine güç uyguluyorsa diyebiliriz ki o insan ölesiye korkuyordur. Bu korkuyla saldırma faaliyetine cesaret diyebilir miyiz?

     Çeşit çeşit korkuları vardır. Bunlarla baş edemez ve kaba güç uygular. İlkel benliğinde bu kaba güç saklı ise, ilkelce sergilemekten öte durmaz. Karakter, kimlik kelimelerinin kendi gururuna zarar vermemesi için de, yaptığı eyleme cesaret süsünü verir.

     Hayat sahnesine çıkmadan bastırılan seslerin orkestrasıdır kadınların sesi. Şimdilerde bu orkestraya sahip çıkılmaya başlandı. Sahip çıkanlar, hayat sahnesine çıkmayı bir şekilde başaranlar.

     Başarı, başarıyı getirir mi? İşte bu başarının alt yapısıyla doğru orantılı. En büyük alt yapı ise, sanırım hayata bir sıfır yenik başlamanın getirdiği his. Acının edebiyatını yapmadan bunu başarabilmek ise sanırım savaşmak isteyen her kadının sahip olduğu belki de evrimsel bir kanunla sonradan, güçlüklerle savaşırken sahip olduğu bir özellik.

     Umarım, gündem konusu değil bir değişimin başlangıcı olur. Gelişimi doğuracak olan bu defa insanlığı doğuran kadınlar olsun gerekirse uzun vadede olsun ama kalıcı olsun.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum