Küçük yaşlarda iken, daha akıl baliğ olmamış iken, görüş alanımız kısıtlıdır. Yersiz korkular, endişeler sıkıştırır kalbimizi. Hayal gücünün büyüklüğünden olsa gerek, pirenin deve olması son derece normaldir, zaten o yaşlarda yaptığımız da genel anlamda budur…
Büyümek ise sonu olmayan bir kavramdır. İnsan ölene kadar büyür.
Büyülttüklerimizi küçülterek büyürüz kimi zaman, kimi zamansa küçüklerimizi büyülterek…
Ne bir yüksek tahsil belgesi büyümenin son basamağıdır, ne de herhangi bir alanda ihtisas sahibi olmak… Nefeslerimiz atmosfere dahil olmaya devam ettikçe, büyümenin önü açıktır…
Çünkü ilmi anlamda sürekli genişleyen bir evrenin sakinleriyiz.
Manevi anlamda ise sınırsız bilgi sahibi olan Zat'a ulaşma çabasındayız…
Sonu olmayan bu yolculukta, her ne kadar başat öğe kendimiz olsak da, bizi kimi zaman dürtükleyecek, kimi zaman sarsacak, kimi zaman yukarılara çekecek insanların varlığının önemi de yadsınamaz…
Yani eğitimciler… Yani bizi eğitenler… Geniş anlamda hayatımızdaki herkes, dar anlamda hayatımızın önemli bir zaman dilimi olan öğrencilik zamanındaki öğretmenler…
Hayatımızda kaç tane eğitimci modeline sahibiz, verdiği bilgileri hayatla harmanlayan, onu ilgi çekici kılan, bizi heyecanlandıran, okul sıralarından kalktığımızda aldıklarımızı çevremizde görmemizi sağlatan?
Matematiği ele alalım; her on öğrenciden en iyi varsayımla beşinin kabusu olan matematik... Matematiği hayata nasıl uyarladı eğitimciler? İçinde miydi hayatın, dışında mı? Mecburi bir şekilde alış veriş ederken, hesap yapabildik. Ekmeği, soğanı alırken matematik vardı hayatımızda, maaşımızı aldığımızda taksim edeceğimiz yerleri hesaplarken matematik vardı yine. Peki başka? Herkese verilmiş olan matematik, bundan başka örneğe sahip mi hayatın içinde?
Ne ilginçtir ki bir filozof olan Platon, “Buraya matematik bilmeyen giremez” diye yazmıştı Akademi’sinin kapısına. Felsefe ve matematiği bir arada düşünmek, bizce belki de uzak bir ihtimal. Uzak olmasının sebebi ise elbette bizde oluşan bilinç altı…
Matematikte başarısız olanların beyinlerinde bir problem mi var?
Hayır, bilakis aslında matematiği öğretenlerin beyinlerinde bir problem var. Zira onlar ne bir filozof ne de bir matematikçi özünde. Ben artık bu tarz eğitimi bir kaset bandının çoğaltılması olarak görüyorum.
Bu görüşümü berraklaştıran ve kendisi de nadide bir matematikçi olan "Ahmet Çetinbudaklar", sahip olduğumuz büyük bir beyin. Tüm eğitimcilere bir örnek, bir model... Kendisi her ne kadar kimya alanında doktor olsa da, aynı zaman da ender bir matematikçi ve hatta derin bir düşünür… Başlı başına bir yazı konusu olması gereken Çetinbudaklar, matematiği hayata uyarlama konusunda heyecanlı ve aşk dolu bir kalbe sahip… Matematikse konu, bu kısa satırlarla da olsa kendisini anmadan geçmem mümkün değildi.
Matematiği hayata uyarlama konusuna örnek teşkil eden en güzel cümlelerinden biriyse: “Hayatımızda karşımıza çıkan her sorun, hayatımızın her evresi bir türevdir. Türev ise analiz demektir. Analiz ederiz, ederiz ve en sonunda bir senteze varırız. Varılan bu sentez ise entegraldir. Her türev bir analiz ve her entegral bir sentezdir.”
Biz de matematiksel kavramlar, hep dilinden anlamadığımız kitapların içinde oldu. Bir soruna türev gözüyle hiç bakamadık. Kavramlar hayatla kaynaşır, bütünleşir. Kavramlar, duygusal çağrışımlar yapar zamanla. Bu sebeple, daha ilk basamakta iken, hayata uyarlamalı eğitimciler kavramları. Konusu ne olursa olsun, ister matematik, ister kimya, ister fizik…
Hayatın içine ilk basamaktan başlayarak dahil olmayanlar, hayatın hep dışında kalacaktır zira. Bir yarış atı gibi sınavlara hazırlanırken, sadece atlanması gereken bir engel olarak görülecektir tüm dersler. Sınavı kazanmamızla birlikte hayat karesinden çıkan bir matematik, bir kimya, bir fizik...
Her şey ilimle kuşatılmışken, bu kadar sığ bir bakış açısı sunulan bize... Hangi eğitimciyi suçlayalım, zincirleme bir kaza gibi, bizi eğitmeye çalışanı mı, bizi eğiteni eğiteni mi? Nereye kadar götürebilirsek… Bundan da ezberin kendisi olan eğitimcilerin, kendi başlarına sürecek merheminin olmadığı yargısına ulaşabiliriz.
Felsefenin kökeni olan philo-sophia, bilgelik sevgisi ise, Platon’un kapısına astığı tabelanın ne kadar manidar olduğu aşikar. Bütün bilimsel keşiflerin altında yatan matematik, sevgiyle bütünleştiğinde, yani bilgiye olan sevgi şeklini aldığında, formüllerden arınmış bir matematik görebiliriz… Görmeye çalışmamız bile büyük bir adım, eğer ki geç kaldığımızı düşünüyor isek...
