BİRLİK, ÇOKLUK VE KİTLE

BİRLİK, ÇOKLUK VE KİTLE

 

     Tek olan değişmez, sabittir… Tekliğin yüzü teke bakar. Benzeri yoktur. Dini literatürde “teklik”in ifade ettiği gibi. Tek olan benzersiz ve misalsizdir. Yaratıcının varlığı gibi

     “Bir”in yüzü ise, tekliğe bakmaz. Bilakis çokluğu barındır içinde. “Birlik olduk” sözünden anlaşılabileceği gibi birçok biri barındırır içinde.  Yani birliğin yüzü çokluğa dönüktür.

     Bu çokluk içinde bir olan birey, o bireyin de bireylerce genel kabul görmüş değerleri mevcut…

     Eskiden, sayıların icat edilmesi aşamasında, sayılar şekillerle şöyle ifade edilmiş. Bir olanı ifade etmek için bir kuş resmi, ikiyi ifade etmek için iki kuş resmi ve çokluğu ifade etmek için bir sürü kuş resmi…

     Birey olmak böyle bir şey. Milyonlarca birin arasında biçare bir birey...

     O bireyi alıp biraz makyaj yapsak? Ya da kılığını kıyafetini değiştirsek? Mesela birine mini etek ya da dar kot giydirip bir güzel de allık ya da ruj sürsek, kısacası allasak pullasak. Bir diğerine çarşaf giydirsek ya da başına bir başörtüsü taksak… Sonra geçip sorsak bir bir bireylere…

     Nedir bu görüntüler? Ne ifade ediyor?

     Bir bir benzer ifadeler ve o benzer ifadelerin karşısında yine benzer başka ifadeler bulacağız.

     Değişik yorumlarla şekilden şekle giren, değer yargıları içerisinde kategorize edilmiş bir değerler bütünü ile karşı karşıya kalacağız elbette her konuda.

     İşte bunun sonucunda, genel yargıların ortak paydası olan değerlere ulaşıyoruz.  

     Bir kısım değerlere hayran olanların oluşturduğu kalabalık ise kitle adı altında önümüze sürülüyor. Kitle, biri birine hiç benzemese de, beğenilerin bir yerde kesişmesi neticesinde, aynı kategoride yer alabiliyor. Örneğin felsefeyi çok seven, sporla uğraşan, sürekli kitap okuyan biriyle, hiçbir şekilde felsefeye açık olmayan, miskin ve genelde hantal, yılda bir kitap bile bitiremeyen bir kişi, her ne kadar yaşadıkları hayat açısından bambaşka görüntüler içersinde olsa da, her ikisi de hip-hop  denilen bir müzik türünü sevmeleriyle birlikte, hip-hop kültürünün hayran kitlesi arasında yer alabiliyor…

     Bireylikleri ve değerlikleri o noktada sıfırlanıp, bir kitlenin mensubu oluyorlar.

     Yani kitle bir sosyal sınıfı ifade etmiyor. Bir kültürün üyelerini de göstermiyor. Bu durumda kitleye “ne idüğü belirsizlerin ortak meyli demek” de bir noktada yanlış olmuyor. Biraz ondan, biraz bundan ve biraz şundan karışımıyla birlikte kitle meydana çıkıveriyor.

     İşte bu sebeple değerlerle, kitleler arasında bir uçurum var. Değer kelimesi “değ”mek kökünden geliyor.

     Bir meyil, bir istek, bir arzu için, ne idüğü belirsiz bir kitle içinde yer almak istemeyen değercilerden olunabilir mi peki? Bu meyil, bu kitle içinde yer almaya değer mi acaba?

     Elbette ki sorgulanmıyor genel anlamda bu. Fakat belki de sorgulamak gerek.

     Vücutta çıkan bir kitle kanser sebebi olabildiği gibi, kimi meyelanlar da kültürün katledicisi, sosyal sınıfların kimlik kaybı anlamına gelebilir.

      Kitle kelimesi, kitle iletişim araçları gibi kullanım şekilleriyle normalleşse de, içtima-i hayatta bir güruhtan öteye gitmeyen bir kavramdır. Fakat magazinsel ve çarkları bozuk popüler kültürde nerede ise bir sosyal sınıfmış gibi kullanılması hem bu kelimenin Türkçe’ ye hizmeti açısından bir arızadır, hem de bir noktada kelimenin kendinde barındırmadığı bir anlam genişlemesine bir örnektir…

     Bir kelimeyle kavgaya girişmekten öte, o kelimenin gizli tahribatını bir nebze düşünceye açmaktır bu sorgulama. Kitle iletişim araçlarının hakimiyeti altında, insanlıktan çıkma yolunda ilerleyen bireyler haline geliyoruz farkında olmadan. Oysaki;

     “Bir” iken “tek”e yönelmeli. “Taklit” ile değil “tahkik” ile özgün bir birey olmanın yolunu tutmalı…

     Hatta belki, akıl levhasına da altı çizgili olarak şunu yazmalı:

     Kütlesiz değil çapsız kitleler içerisinde ne yerim var ne de isteğim

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum