'Cemaat'in yayın organları
Seçme Yazarlar

'Cemaat'in yayın organları

 

Bir iki gündür MİT meselesi hakkında yazılanları okuyorum, söylenenleri dinliyorum.

Okuduğumu anlıyorum, söylenenleri de anlıyorum ama kulaklarıma inanamıyorum.

Pek çok köşe yazarı bu konuyu işlerken öylesine yuvarlak laflar ediyor ki, sıfat ya da titr olarak kendilerine köşe yazarı değil de yuvarlak yazar denilse yeridir.

Çünkü rahmetli Ecevit’in dediği gibi, köşeler ve ekranlar derin yapılanmalara meydan okuma yeridir! (Pardon Ecevit başka bir şey söylemişti, özür diliyorum. Merve Kavakçı’dan da özür diliyorum!)

Evet, MİT’in mevcut başkanı ve yardımcısı ile selefi olan başkanın “şüpheli” olarak üstelik “KCK” şüphelisi olarak, üstelik başsavcılığa haber vermeden, üstelik telefonla, üstelik telefon açıldığı haberi twittera sızdırılarak ve üstelik MİT Kanununda Başbakan’dan izin talebinde bulunması zaruretinin mevcudiyetine rağmen..

Cümle uzun oldu, değil mi? O halde biraz kısaltayım:

Bu durum, Başbakan Erdoğan’ı yeme operasyonudur..

“Bu yeme operasyonunun aktörü özel yetkili savcıdır” demiyorum elbette..

Özel yetkili savcının bu “yeme operasyonunu” görmesi gerektiğini söylüyorum..

Peki bu başbakan kimdir, ne yapmıştır ve ne yapmaktadır?

Bu başbakan, %80 oranında icraatını benimsediğim, Türkiye’ye bir Türkiye daha katmış olduğuna inandığım bir başbakandır..

(Demek ki icraatının %100’ünü desteklemiş olsaydım, cümle “Türkiye’ye bir Türkiye ve üstüne bir Marmara daha katmış olan..” şeklinde olacaktı!)

Bunları yaparken kimden oy istiyor? Bazı partilerin yaptığı gibi belli bölgelerden oy istemiyor. Türkiye’nin her yerinden oy istiyor.

İstemekle olmuyor tabii.. Bir de oy alıyor..

Bu memlekette binlerce şehit verilmişken, şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vaka-i adiye haline gelmişken, Başbakan kalkıyor Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve MİT Müsteşar Yardımcısını Oslo’ya gönderiyor..

Diyor ki: “Gidin, PKK’nın düşüncelerinin detaylı açılımını konuşarak görmeye çalışın. Görün ki ve görelim ki, bu kanın akmaması için devletimizin yapabileceklerinin azami ve makul çizgisinin ne olduğunu daha iyi tahlil ve tespit edelim..”

Başbakan Erdoğan, bu görüşmeyi gizli tutuyor.. Gizli tutuyor, çünkü devlet adamlığının bunu gerektirdiğini, ifşası halinde böylesine alengirli bir mevzunun kamuoyunda sağlıklı tartışılamayacağını biliyor. Yani doğrusunu yapıyordu..

Daha sonra bu gizli görüşmenin ses kayıtları ortaya dökülüyor.. Başbakan inkar cihetine gitmiyor..

İfşadan sonra inkar cihetine gitmenin de devlet adamlığına uygun düşmeyeceğini biliyor.. Yani yine doğrusunu yapıyordu..

Velhasıl, burada bir çelişki yok..

Gelelim şu ifade meselesine..  Açık söylüyorum, bu bir “iktidarda kim olsun” değil, “iktidar kimlerin olsun” kavgasıdır.

Bir tarafta sırtında yumurta küfesi taşıyanlar; diğer tarafta sırtında yumurta küfesi taşımayanlar..

Evet, mesele Ak Parti ile Cemaat arasında ciddi bir ayrışmanın geri dönülemez bir noktaya geldiğini gösteren ciddi bir turnusol kağıdı vazifesi görmüştür.

Referandumda olsun, kapatma davalarında olsun, başörtüsü ve azınlıklar meselesinde olsun, eğitimde olsun pek çok pozitif işlere imza atmış olan Fethullah Gülen Hocaefendi’nin gönül erlerine naçizane bir uyarıda bulunmak isterim..

Ne kadar inkar edilirse edilsin, bu son operasyon bu “cemaate” gönülden bağlı olan bazı insanlarda rahatsızlık oluşturmuştur.

Üç gündür özellikle Zaman ve Bugün gazetelerinin manşetlerine, bu operasyonu nasıl gördüklerine bakıyorum.

Öylesine yanlış bir zeminde yayın yapılıyor ki bunu ben görebiliyorum. Herhalde Başbakan da görmüyor değil..

Ağzını bu konuda açacak ama açamıyor.. Dedim ya, sırtında yumurta küfesi taşıyor..

Fitnelere ve fesatlara gün doğmasın diye bir başbakanın, ağzını açmamak durumunda kalması onun iç dünyasında oluşan bir azap değil midir?

Bakın ben bunları söyleyebilirim, zaten şu an söylüyorum ama ben başbakan değilim. Rahatım..

Neticede başbakana 9 yıldır destek vermiş olmak, bu memleketin bin bir türlü badiresiyle boğuşan, (uğraşan demiyorum, boğuşan diyorum)  bir başbakana bu azabı yaşatmanın mazereti olmamalıdır..

Fethullah Gülen Hocaefendi’yi 28 Şubat süreci ve sonrasında “bitirmeye” çalışanları “bitirmeye” çalışanBaşbakanı neredeyse KCK’lıların hamisi olarak lanse etmek yakışıklı bir tavır mıdır?

“Cemaat”e yakın organların yayın politikası daha ölçülü olsaydı, elbette kalkıp bir savcının ifadeye çağırmasını sadece “hukuki zeminde” eleştirirdim.

Ama bu tür yayınların kamuoyunda nasıl algılandığına dair biraz daha hassasiyet gösterilmesi icap etmez mi?

O zaman birilerinin içine kurt düşmez mi? Kurtlar puslu havayı sevmez mi?

Aynı “hassasiyetsizlik” özel yetkili savcıların durumunda da göze çarpmıyor mu?

TV’de pek çok kez, bombacı ile kitap yazanın aynı kefeye koyulmasına, özellikle İlker Başbuğ’un tutuksuz yargılanması mümkün iken tutuklanması gibi örneklere şiddetle eleştiri getiren biri olarak vicdanen müsterihim..

Yani bu düşüncelerim MİT’çilerin ifadeye çağrılmasından sonra teşekkül etmiş değil..

Ergenekon davası ve KCK davası için canını ortaya koyan savcıları elbette kutluyorum.

Beş yıl önce operasyonlar başladığında “bir harap binayı yıkmak için vinç lazım” diyorduk..

“Kazma ve keserle bu harabe yıkılıp yeni bir bina yapılamaz, ‘özel işlevli manivela’ lazım” diyorduk..

Ama “vinci kullananlar, kalkıp harap binanın içinde birileri var mı yok mu demeden paldır küldür yıkıma girişsin” demedik ki!

Olan maalesef budur.. Algı da budur.. Ne yazık ki olgu da budur..

Bu memlekete Türk Silahlı Kuvvetleri lazımdır..

Fakat bu memlekete,silahlı gücüne dayanarak milleti hizaya getirmek isteyenler lazım değildir..

Bu memleketin moral değerlerinin tesisi ya da temini için bu memlekete cemaat de lazımdır..

Fakat bu memlekete, bir tane başbakan lazımdır..

Bir başbakanın, bir iki üç dört yardımcısı olabilir ama iki başbakanlı sistem yeryüzünde görülmüş değildir.

Kaldı ki bu olacak iş değildir..!

NOT: Serhat Albayrak'ın bir önceki yazımda yer verdiğim ve bana dava açacağını belirttiği tekzibine karşılık, ben de ona dava açacağım. bilmenizi istedim. Daha doğrusu, bilmesini istedim..

Fikri AKYÜZ / ROTAHABER 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
Ahmet Köseoğlu TYB Konya Şubesinde Yeniden Başkan Seçildi
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum
BİR ŞAİRİN SERENCÂMI; KURGANLAR - Mustafa Uçurum