Canlı ve cansız bütün varlıkları Allah yaratmıştır. Ancak yarattıkları içinde sadece insana düşünme yeteneği bahşetmiştir. Herkes, yüksek bir düşünme yeteneğine sahip olarak yaratılmış olsa da, bu yeteneği kullanan çok az insan vardır. Çoğu kişi, sadece düşünürlerin düşünüp sonuçlar üretebileceğini zanneder. Oysa Allah ayetlerinde, düşüncede derinleşmek konusunda insanların tümünü teşvik eder.
Akıl, İslam’ın kabul ettiği ilk şarttır. Akıl sahibi olmayan bir varlığa muhatap almamış ve ona bir takım sorumluluklar yüklememiştir.
İnsanın birinci temel özelliği akıllı olması; diğeri ise hemcinsleri ile iletişim kurmak için konuşmasıdır.
Zira insan, bildiklerini açığa vurmaz, konuşmaz ve akıl yürütmezse hayvanlara yakın bir seviyeye geriler.
Aklı, akıl olarak kullanmayan kimseler, hem cüzi şeylerde ve hem de külli şeylerde aklın ışığından faydalanamaz. Aklını kullanamayanlar ıstırap çekerler, çünkü insan hayatının bin bir ıstırapla geçmesine sebep olan akıldır.
Düşünme insanı Allah’a ulaştırır, ibadet ise Allah’ın sevabına ulaştırır. Düşünme akıl işidir, taat, ibadet organların işidir. Akıl organdan daha şereflidir.
Aklın/kalbin birinci görevi, Rabbini tanımak, ikincisi ise insanı sevmektir.” Rabbini tanımayan, insanı sevmeyen akıl, demek ki aydınlatma görevini yapma imkanı bulamadığı için sahibini karanlıklara mahkum
etmiştir!
Yüce Yaratıcı’nın yaratmayı murat ettiği insan, önceden benzeri olmayan bir varlıktır. Akıl, irade ve sorumluluk duygularıyla donatılarak yeryüzü unsurlarıyla teşkil edilecektir. Bu açıdan diğer yaratıklardan farklıdır. Yaratılıştaki fonksiyonu itibariyle melek ve cinlerden de ayrılır.
Kur’an kendisine emânet edilen insan düşünen, konuşan ve yaptığından sorumlu tutulan bir varlıktır.
Kur’ana göre, aklı, esas işlevi ve görevi olan düşünmeden alıkoymak ve onu engellemek, o aklın sahibini konuşmayan ve düşünmeyen hayvandan da daha aşağı bir seviyeye düşürür. Ayette, çevresini düşünüp akletmeyen ve içinde bulunduğu durum üzerinde düşünmeyen, çevresinde olup bitene kulak tıkayan, herhangi bir fikri olamayan kimse, daha ziyade aklı olmayan ve çevresini idrak edemeyen hayvanlara, hatta hayvanların aşağı ve değersizine benzetilmektedir.
Kur’an-ı Kerimde bir çok ayette geçen akıldan maksat, kuvve ahlinde kalan ve çalışmayan bir akıl gücü değil, düşünmek, muhakeme etmek anlamında olan akıldır. Çalışmayan ve düşünmeyen ve alet olarak mevcut olana aklın hiçbir faydası yoktur. İslam’ın kasdettiği akıl, çalışan ve faaliyette olan akıldır.
Kur'an'da insan bedenî tembelliğinden daha çok, aklını kullanıp düşünmemekten yani zihnî faaliyetleri ve tefekkür alanında gösterdiği tembelliğinden ötürü uyarılmıştır.
Yüce Allah; insana aklını kullanmasını ve sıkıntılardan korunması için düşünmesini tavsiye eder.
Allah Kuran’da insanları, kendi yaratılışları, göklerin ve yerin yaratılışı ve iman hakikatleri konusunda otururken, yatarken ve ayaktayken düşünmeye sevk eder. Bunları düşünüp öğüt alabilenlerin de temiz akıl sahibi müminler olduğuna dikkat çeker.
İnsanlığın yasaklanan bir şeyi yapması beraberinde sıkıntıları getirmektedir.
Aklını koruyup kullanan, vicdanının sesine kulak vererek Hz. Peygamber’e uyan ve Kur’an’ın kılavuzluğundan yararlanan kimseler, kalplerini İslam’a açmış demektir.
İnsan, aklı ve irade özgürlüğü sebebiyle diğer varlıklara nazaran ayrıcalıklı olarak yaratılmış ustun bir varlıktır.
İnsanın aklı da kalbine, vicdanına bağlıdır. İnsan, hem İllâ (Herşey), hem de Lâ (Hiçbirşey)dir.
Düşünen, konuşan ve karar-alma kapasitesine sahip bir benliğin, belli hedef ve emellerinin gerçekleşmesi, tercih haklarını kullanabilmesi için zamana ihtiyacı vardır. İnsanlar ancak bu şekilde gelişim ve değişim içersine girebilirler. Akıllı insanlar için daima önemli olan, "KAVRAM"dır, "İŞLEV"dir! Düşünemeyenler ise "İSİM"lere takılır kalır!
Yetişkin her insan şu dört ilahi ışık ile aydınlatılmış demektir:
1-Fıtri Din 2-Akıl 3-Peygamber 4-Kitap
İnsanda, aklın faaliyete geçmesi ve tefekkürü sonucu açığa çıkacak olan ilahi bir ışık vardır.
İnsanı insan yapan en temel ve biricik hassası akıldır.
Şurası bir gerçektir ki insan, yalnız düşünüp bilmekle yetine bir varlık değildir. O bildiklerini, düşündüklerini yaşayışına uydurmak, bilgi ve düşünceleriyle davranışları arasında bir uyum sağlamak zorundadır.
Düşünceyi ifade eden kelimelerin başında nazar, tefekkür, tedebbür, i’tibar ve akıl gelir. Asıl anlamı görme olan nazar, kalp gözüyle bakmak, düşünmek anlamlarında kullanıldığı gibi, bir şey hakkında düşünceye dalmak manalarında gelir. Fikr kökünden türeyen tefekkür de aynı anlamdadır. Buna göre nazar ve tefekkür bir
işin sonucunu düşünme, tedebbür de bir işin sonucunu başından düşünme anlamına gelmektedir.
Düşüncede, düşüncenin biçimi, hareket noktası ve nihai hedefi önemlidir. Düşünme ile olayların müspet ve
menfi yönleri analiz edilerek sağlıklı karar verme hedeflenir.
Düşünce bir enerji türüdür. İnsanlar bir eyleme başlamadan önce onu düşünce boyutunda hayal ederler. Örneğin siz masa üzerinde duran bir bardağa doğru elinizi uzatırken önce bir istekte bulunmanız ve sonra bu isteği eyleme dönüştürmeniz gerekir. Gözleyen ile gözlenen birbirlerini değiştirdikleri gerçeğinden hareketle önce ilgi, sonra istek ve en son da eylem gerçekleşir.
Madem ki düşünce enerjisini harekete geçiren istektir, o zaman isteklerimizin ne olduklarını ve nereye etki ettiklerini bilmekte yarar vardır. İstekleri sadece maddi çıkarımız doğrultusunda yönlendirdiğimiz sürece yeni isteklerin ortaya çıkmasına engel olunamaz. Bu durum hiç bitmeyen biteviye birbirini besleyen istekler zincirini yaratmaktan öteye gitmez. Bu zinciri kırabilmek öyle sanıldığı kadar da kolay olmuyor. Tutkularımız ve sorumluluklarımız bu istek zincirini sürekli besliyor.
Dinin insan yaşamına kaynaklık etmesinde bireyin seçiminin ve akli tefekkürün rolü büyüktür.
Aklı, akıl olarak kullanamayan kimseler, hem cüzi şeylerde ve hem de külli şeyler aklın ışığından faydalanamaz.
Düşünme yeteneği insana her şeyi soruşturma ve keşfetme potansiyel gücü verir. İnsanoğlunu davranışlarını akıl yoluyla ve kaynaklarını kullanarak kontrol etme ve yönlendirme imkânı verir. Bu nedenle insanların kendi imajı ve kişiliğinin hayatî bir unsurudur. Ayrıca o olmaksızın insanlar hayatın hakikatini anlayamayacakları için zarurîdir.
Unutulmamalıdır ki, yalnızca düşünen insanlar akledebilir ve diğer canlılardan farklı bir konuma ulaşabilirler. Çevresindeki mucizeleri göremeyen, görüp de akledemeyen “İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.
