|
Bu haber 29 Haziran 2011, Çarşamba 22:07:16 tarihinde eklendi. 1871 kez okundu.
![]() Ezansız Vakitlere Uyanmak!
Ümit Savaş
Kulağında çan sesleriyle yürürken namazı timetable’dan takip edip kıbleyi pusula ile tespitle geçen hayata dair düÅŸülen notlar. “Evde anlaşılmaz bir tını bilmem nereden gelir uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan?” İsmet Özel’in “Of Not Being a Jew” ÅŸiirini Dergah’ta yayınlandıktan çok sonra elde etmiÅŸtim. Konya’da öÄŸrenciydim ve ÅŸiiri elinde bulunduran arkadaşımın solgun fotokopisine bakarak, büyük bir heyecanla kalemle tek tek defterime kopyalamıştım. Sonraki kimi fotokopiler benim defterdimden çekilerek ilgililerine ulaÅŸmıştı. O kadar çok okumuÅŸtum ki neredeyse tamamını ezberlemiÅŸtim. Koyun postu seccade Åžiirin yukarıdaki bölümü dilimin ucuna geldiÄŸinde bana iki ÅŸeyi hatırlatır. Birincisi daha küçük bir çocukken, MaÄŸralı Mahallesinde zaman zaman bizim evde diÄŸer zamanlarda ise harçlık istemek için gittiÄŸim dedemin evinde, dedemden kalan koyun postu seccade üzerinde ninemin “Kur’an” okurken çıkardığı ve o an benim için anlaşılmaz olan tınıları çaÄŸrıştırmıştır. Yurtta anlaşılmaz bir tını İkincisi ise Malatya’da öÄŸrenciyken kaldığım Battalgazi Yurdu’nun sekizinci katını çaÄŸrıştırır. ÖÄŸrenciydim o zamanlar. Doksanlı yılların baÅŸları. Bir kaç haftadır kulağımda bir çınlama sesi duyar olmuÅŸtum sabaha karşı. Sabah ezanlarını duymuyordum ama zaman zaman beni çağıran, uykumun derinliklerinden zihnime kalbime inen, giren, beni çağıran bir tını vardı. Rüya mı gerçek mi olduÄŸunu anlayamamıştım o zamanlar. “Evde anlaşılmaz bir tını, bilmem nerelerden gelir” Bir gün uyanıp sesin nereden geldiÄŸini bulmaya çalıştım. Gecenin üçüyle dördü arasıydı vakit. Ranzadan yavaÅŸça indim. Herkes uyuyordu, ben ise bir tınının peÅŸinden gidiyordum. Koridorda yürüyüp tınıyı takip ettim. BulunduÄŸumuz bloktan deÄŸildi ses. Tını’nın kaynağını bulmaya, anlamaya çalışıyordum. Hangi odadan geliyordu? “Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor? Sağırım, nasıl oluyor da uÄŸultum uzaktan beni çağırmaktadır?” Kapının eÅŸiÄŸinde duran zaman Gittikçe yaklaşıyordum kaynaÄŸa. Kütüphane adı verilen ama kitap olmayan, ders çalışmak için kullanılan bölümün kapısını açtım usulca. Karşımda bir adam, sırtı bana dönük, yüzünü aydınlığa çevirmiÅŸ, Kur’an’ı Kerim okuyordu. Kendisini o kadar kaptırmıştı ki, kapıyı açarken çıkan kapı gıcırtılarını dahi duymadı, duysa da umursamadı. Kapının eÅŸiÄŸinde durup bir müddet dinledim. Ne kadar zaman ÅŸu an hatırlamıyorum. Bana tesiri açısından sanki saatlerce durmuÅŸ gibiydim. Belki saatin mekanik hareket hesabına baksanız, bir kaç dakika olabilirdi. Okuyan kiÅŸinin yüzünü görmedim. Günün aÄŸaran ışıkları pencereden içeri sanki daha çok hücum ediyordu. Okumasını bölmek istemedim. Bir ÅŸeye kendini böyle bir adanmışlıkla veren, kaptırarak okuyan, beni uykumun arasından çağıran kiÅŸiyi merak ediyordum. Ama o an bölünmezdi. İksir içmiÅŸ gibi usulca kapıyı kapatıp tekrar yatağıma geri döndüm. Kaynağımı bulmuÅŸtum, beni çağıran ÅŸeyin ne olduÄŸunu! O adam kimdi, sonra onunla karşılaÅŸtım tanıştım mı o ayrı hikaye... Tınıda kaldık vesselam Åžimdi, Greenwich parkta, Meridyen Hesabıyla sıfır noktasına yakın, Trafalgar Heykelinin önündeki bankta ÅŸehrin kimliÄŸini oluÅŸturan siluetlerine bakarken gözümde İstanbul canlanıyor bir an ve dizeler dökülüyor dilimden: “günahlı bir gölgenin serinliÄŸinde biraz bekleyebilirsin, daha sonra burada kalamazsın, baÅŸa dönemezsin” Niye yazacaktım ben bu yazıyı, onu hatırladım birden. Evet, kulağında çan uÄŸuldamaları ile gezen, prayer timetable ile vakitleri hatırlayan, vakti kaçırmamak için google map’ten en yakın cami’yi arayan, semadaki boÅŸluÄŸun ne olduÄŸunu tanımlamaya çalışırken tınıları hatırlayan, minaresi olan ama ezanı duyulmayan ÅŸehirde gördüÄŸü her yükseltiyi minare sanma psikolojisini anlatacaktım. Tınıda kaldık ÅŸimdilik, vesselam. Facebook Yorumları
Bütün Yorumları görmek için tıklayınız!
|
.....
.....
En Çok Okunanlar
|





Facebook
Digg
Google
Del.icio.us

















