Yazı başlığına önce, “Liderlerin hiçbirine yakışmadı” koymuştum ama, yazıyı tam da göndermek üzere iken akademisyenliğimiz depreşince, Başbakan Erdoğan’ın sergilediği iletişim hatası öne çıktı. Bence Başbakan Erdoğan’ın bir konuda sergilediği tutukluk hepsinden de önemliydi.
Başbakan Erdoğan’ın geçen hafta bugün gündeme getirdiği ‘Kanal İstanbul’ projesi, Başbakan Erdoğan dahil tüm liderlerin “siyasal iletişim” açısından bir bakıma sınıfta kalmasına neden oldu.
Hased, vefasızlık, cehalet, siyasi körlük, kıskançlık gibi insana dair tüm olumsuz hasletler, ‘Kanal İstanbul’ örneği üzerinden 1 hafta içinde gözlerimizin önünde tecelli etti.
Başbakan Erdoğan’dan başlayalım.
Milliyet gazetesinin internet üzerinden ulaşılabilen arşivindeki 18 Ocak 1994 tarihli sayısının 11. sayfasında görülen haberden anlaşılıyor ki, benzer bölgede bir kanal projesini Eski Başbakanlarımızdan Ecevit de bir seçim vaadi olarak kamuoyu ile paylaşmış. (Tıklayınız)
Dün, TUSKON'un Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda konuşan Başbakan Erdoğan, “Dedem Sultan Abdülmecid bunun mimari projesini yaptı. Biz de onun bu projesini yapıyoruz” diyerek Osmanlı Padişahının hakkını teslim ettiği kadar, “Rahmetli Ecevit’in hayalini de inşaallah biz gerçekleştireceğiz”demek suretiyle, hem Ecevit’e gönül veren seçmenleri onore etseydi, hem de bir hakkı teslim etmiş olsaydı.
Akademisyenler bilirler. Bilimsel yayınlarda çokça kaynak göstermek, yapılan çalışmanın değerini düşürmez. Başbakan Erdoğan eğer, “Rahmetli Ecevit’in hayalini de inşaallah biz gerçekleştireceğiz” deseydi, projeyi açıkladığının ertesi günü hiçbir gazete, “Erdoğan’ın çılgın projesi Ecevit’ten çalıntı çıktı”başlığını atmazdı, atamazdı. (Tıklayınız, 1, 2, 3, 4) Muhalefet liderleri de, bir sağ liderin, soldaki bir liderin projesine karşı gösterdiği ilgi ve bunu gerçekleştirme arzu karşısında eleştirecek nokta bulamazlardı.
Gelelim MHP lideri Bahçeli’ye...
MHP Ankara İl Başkanlığı'nca dün akşam Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen aday tanıtım toplantısında MHP lideri Bahçeli’nin yaptığı konuşmayı canlı yayındaizledim. Konuşmasında, ‘Kanal İstanbul’u kasdederek,“Hükümetin projede aşırmacı” olduğunu söyledi.
Sayın Bahçeli daha önceki pek konuşmasında da, “Demek ki çılgın proje değil, ama çalınan proje olduğu kesin” ifadesini kullanmıştı.
Başbakan Erdoğan projeyi sunum toplantısında Rahmetli Ecevit’in ismini ansaydı, kuşkusuz bu söylemler bu çerçevede gelişmeyecekti.
CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’da, projenin açıklamasından sonra yaptığı ilk değerlendirmede, projenin Osmanlılar zamanında da konuşulduğunu söyledi ve Kanuni’nin adını andı. Ardından benzer yorumlar ekranlarda görüş beyan eden pek çok tanınmış isim tarafından tekrarlandı ve bu projenin eskiden beri konuşulduğu söylenerek konu önemsizleştirilmeye çalışıldı.
Tam da bu noktada temas etmek istediğimiz bir başka konu var:
Olaya bu mantıkla bakarsak, Fatih’in İstanbul’u fethetme projesinin de çalıntı olduğu ve bunda şaşılacak bir durum olmadığı iddia edilebilir.
Öyle ya, İstanbul’u kuşatma ve alma fikri ilk defa, M.Ö. 477 yılında Yunanlı Avsaniluyas tarafından hayata geçirildi. İstanbul bu kuşatmadan sonra tarihin değişik dönemlerinde tam 28 kez kuşatıldı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi, ölüm döşeğinde oğlu Orhan Gaziye; “İstanbul’u al, gülzar et”diyerek vasiyette bulundu. İstanbul’u tarihsel süreç içerisinde 29. kuşatmada almak Fatih’e nasip oldu.
Bir hayali zihinlerde canlandırmak kadar, hayata geçirip sonuçlandırmak da önemlidir. İstanbul’un daha önce 28 kez kuşatılıp alınma projesi, fethin Osmanlılar tarafından gerçekleştirilmesinin değerini düşürmez. Bunu bir taklit haline getirmez.
Yani, ‘Kanal İstanbul’ projesinin çok eski bir hayal olduğunu söyleyip konuyu hafife almak ve gerçekleştirilmesinin imkansız olduğu zehabına kapılmak, olsa olsa ancak basiretsizliğe ve özgüvensizliğe işaret olur.
Nitekim projenin açıklanmasının ardından kaleme aldığımız yazıda altını çizdiğimiz husus, ülke içinden ve dış dünyadan hiç kimsenin, “Türkiye bu projeyi gerçekletirebilecek güçte değil...” şeklinde bir yorum yapmamış olmasıdır. Erdoğan liderliğindeki Hükümetin ve Türkiye’nin itibarı açısından bu önemli bir noktadır.
Saadet cephesi...
Başbakan Erdoğan tarafından ‘Kanal İstanbul’ projesinin açıklanmasının ardından en eleştirel ve en sıradışı yorumlardan biri, Saadet Partisi’nin ağır toplarından Şevket Kazan’dan geldi:“Sana bu politikaları kim tavsiye ediyor? Bunu sen kendin mi düşünüyorsun, yoksa uluslararası birtakım temasların sayesinde sana bunlar telkin mi ediliyor?” dedi. Yorumu sizlere bırakıyorum. Her taşın altında bir çapanoğlu arama düşüncesi giderek histerik bir hal almaya başladı.
Yazımızı, dün, TUSKON'un Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantısı'nda konuşan Başbakan Erdoğan’ın, “Yıldızları hedefleyip yıldızlara ulaşacağız” sözleri ile bitirelim ve ardından İNŞAALLAH diyelim.
Yeri gelmişken, Kur’an-ı Kerim’de yıldızlarla ilgili o kadar çok ayet var ki, bir Müslüman’ın bir yol bulup yıldızlara ulaşmayı hedeflemesi de projesi dahilinde olmalıdır. Başbakan Erdoğan’ın bunu kasdetmiş olmasını çok isterdim.
Yazıyı bu minvalde şu iki ayetle kapatıyorum:
“(Allah), geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize verdi. Yıldızları da, emrine boyun eğdirdi. Muhakkak bunda, akledecek bir topluluk için ayetler vardır.” [Nahl Suresi, Ayet 12]
“O (Allah) ki, yıldızları, karanın ve denizin karanlığında, onlarla yol bulasınız diye yarattı. Anlayan bir kavim için âyetleri (böyle) açıklarız.” [Enam Suresi, Ayet 97]
Bize, hayırlısıyla yıldızların da yolu göründü. Ay’a da ilk önce, kutsal kitabımız olan Kur’an’da “Kamer” (Ay) suresi olan Müslümanlar gitmeliydi. Bilimin bayrağını 4 asır aradan sonra yeniden almak gerekiyor. Çok çılgın projelere ihtiyaç var daha, çook...
Başbakan Erdoğan’ın gündeme getirdiği projelerle dalga geçmek yerine, alternatif projeler ortaya koymak gerekiyor. Gerisi hakikaten dedikodu ve hasetçilik oluyor.
Prof. Dr. Osman Özsoy – Haber 7
