İÇKİ NEYİN SİMGESİ; KÖTÜLÜĞÜN MÜ, ÖZGÜRLÜĞÜN MÜ?
Bizim toplumumuz içkiyi "tüm kötülüklerin kaynağı" olarak algılar. Bu algının oluşmasında dini değerlerin belirleyici olduğu kesin.
Kur'an ve Sünnette içki ile ilgili açık ve kesin yasaklayıcı hükümler mevcuttur. Camilerde hocalar bu hükmü her fırsatta cemaate anlatır.
Bir de yaşanan hayat vardır.
Yaşadığımız hayatta içkiye, kumara müptela olmuş ve bu nedenle onlarca kötülüğü en yakınlarına reva görmüş binlerce insan var.
Trafik kazalarının %80 alkollü sürücülerin neden olduğu kazalardır.
Cinayet işleyenlerin kahir ekserisi bu eylemlerini sarhoş iken yapmışlar.
Irza geçmelerin, tacizlerin arka planında en çok sarhoşluk durumları vardır.
Yani yaşadığımız hayat bize "içkinin tüm kötülüklerin en temel nedeni olduğunu" ispatlamaktadır.
Bir de içki içmeyi özgürlüğün en temel göstergesi olarak algılayanlar vardır.
Bu algının oluşmasında iki temel saikin olduğunu söyleyebiliriz.
Birinci neden her türlü dini bağlayıcılıktan kurtulmayı özgür olmanın olmazsa olmazı kabul eden humanist görüş.
Bu görüşe göre din özgürlüğü, dinden uzaklaşma özgürlüğüdür.
Gerçek özgürlük Tanrı'ya karşı kazanılmış özgürlüktür.
İçki yasağı Dini bir yasak olduğu için bu yasağı delmek özgürlüğün en temel göstergesidir ve behemahal delinmelidir.
İkinci neden ise dini mahraçlidir.
İçki yani şarap Hristiyanlığa göre kutsal sudur.
Kiliselerde papazlar bağlılarına iki şey ikram ederler: Ekmek ve şarap.
Bu iki şey aynı zamanda İsa'yı temsil ederler. İsa ise Tanrı'dan bir parçadır.
Yani şarap içen İsa'nın bir anlamda Tanrı'nın kanını içmiş olur.
Bu yolla Tanrısallık kazanmış olur.
Ekmek ise Tanrı'nın etini temsil eder, Yani İsa'nın.
Ekmek ve Şarap içen Tanrı ile bütünleşmiş olur.
Bu zaviyeden baktığımızda şarap içmek belli noktada dini bir ibadettir de.
***
En geniş anlamı ile içki bizim toplumumuz için hiç bir nedenle savunulamaz bir durumdur; her ne kadar içki içen olsa bile.
İçki serbestliği üzerinden siyaset yapanların bu toplumda karşılık ve sempati bulması mümkün değildir.
CHP bunu hiç bir zaman anlamadı, bundan sonra da anlamasını beklemek beyhudedir.
Çünkü onların asrı saadeti içki sofralarında kotarılmış bir asrı saadettir ve o günlerin özlemi ile yanıp tutuşmakta ve o günlerin hayali ile sarhoş olmaktadırlar.
***
HEYKEL NEYİN SİMGESİ; ÇİRKİNLİĞİN Mİ, ESTETİĞİN Mİ?
Heykel'in de algı dünyamızdaki yerini biz daha çok dini referanslardan hareketle ediniriz.
Bu çerçevede Heykel ile Put nerede ise özdeş kabul edilir ve anlatılır.
Mekke dönemi müşriklerin putlara tapması anlatılırken putların daha çok özellikle maddi planda somutlaşmış hali olarak heykeller gösterilir, anlatılır.
Batı hem putperest dönemi hem de Hristiyanlık dönemi fark etmiyor heykel noktasında bir sürekliliği sürdürmüştür.
Roma ve Yunan'da Tanrıların heykelleri yapılmıştır.
Hristiyan dönemde de İsa (Tanrı oğlu) ve havarilerin ve azizlaerin heykelleri yapılmıştır.
Heykel Batı için dini bir motif olmanın ötesinde estetik bir değer olarak da ön plana çıkmıştır.
Biz de heykelin yerine Hat sanatı gelişmiştir.
Allah lafzı, Peygamber ismi, Sahabe isimleri hep Hat sanatı ile yazılıp mabetlerde ve başka yerlerde sergilenmiştir.
Heykel bizde "ucube", hat ise "hayranlık" uyandıran bir hisle karşılanmış ve değer bulmuştur.
Bundan dolayıdır ki bizde heykellerin Batı'daki kadar estetik değeri ve anlamlılığı yoktur. Yüz yıldır heykel yapmak için uğraşılır ve bu alanda elle tutulur, estetik değer üretmiş bir heykel yapılamamıştır.
Ama her türlü övgü ve hayranlık uyandıran Hat örnekleri hala üretilmektedir ve dünyanın ilgisini çekmektedir.
***
OSMANLI BİZİM NEYİMİZ OLUYOR?
Türk Toplumunun hayal dünyasını oluşturan en temel değer nedir, diye bir araştırma yapılmış. Bu araştırma verisine göre (Ertuğrul Özkök'ün bir yazısından hareketle) Türklerin % 85'i Osmanlı dönemine meftun.
O günlerin özlemi ile yanıp tutuşuyor.
Fatih, Yavuz, Kanuni gibi devlet adamlarının yeniden başımıza geçmesi için dualar ediyor.
Muhteşem Yüzyıl filmi sergilediği Kanuni imajı ile sadece tarihi tahrip etmiyor, toplumumuzdaki ideal devlet adamı özlemini de tahrip ediyor.
Bizi referanslarımızdan mahrum bırakmaya yönelik bir suikast etkisi yapıyor.
Öfkenin kaynağı bu.
Filimcilerin amacı da galiba zannettiğimiz şey.
