CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Yeni CHP'den bahsederken Ecevit'in yolundan gideceğinden, O'nun anlayış ve kavrayışının yeni CHP'ye ruh vereceğinden bahsetmesi bana bu deyimi çağrıştırdı: "Zürefa'nın şaşkını, Beyaz giyer Kış günü."
*** Yeni CHP'den kavram olarak bahsetmişken, eski Genel Başkan Baykal'ın bu Yeni CHP kavramı ile nasıl dalga geçtiğini, gecenin geç saatlerinde yayınlanan ARENA'da izledim. Baykal Yeni kavramının CHP'nin isminin başına konulmasını, CHP müktesebatından duyulan bir sıkıntının tezahürü değilse nedir, diye soruyor ve KOÇ üzerinden tiye alıyordu: Öz koç, Hakiki Koç, Öz Hakiki KOÇ, Gerçek Koç gibi, bundan sonra da Hakiki CHP, Öz CHP, Gerçek CHP, Süper CHP gibi abuk sabuk CHP nitelendirmelerine yol açacağının altını çiziyor ve saçma bir isimlendirme arayışı olarak nitelendiriyordu.
*** Bülent Ecevit'in siyasal yaşamındaki en anlamlı başarısı; CHP genel Başkanı İsmet İnönü'yü devirerek, CHP'nin başına geçmesidir. Bunun dışında Kıbrıs Barış Harekatı'nın sözü edilebilir, ancak bu konuda da Sayın Ecevit'ten daha çok Sayın Erbakan'ın ve dönemin konjektürünün katkısı sözkonusudur. Bir de 1999'da APO'nun paketlenerek takdim edilmesinden kaynaklanan bir seçim başarısı(!) vardır ki; o ölene kadar "APO'yu kendisine niçin paketleyip verdiklerini anlayamamıştı." Ne de olsa o da Türkiye'nin ünlü stratejist Henry Kissinger'ı idi! İnançlara saygılı Laiklik söylemi; her meydana çıktığında uçurduğu beyaz güvercinlerin çağrıştırdığı barış ve özgürlük gibi konularda Ecevit'in günah defteri oldukça kabarıktır. Yönetememe becerisine ise denecek yoktur. Fırlatılan bir anayasa kitapçığı ile tarumar olan bir ekonomik sistem onun marifetidir. Milletin seçip Meclise yolladığı Merve Kavakçı'yı ahlaksız bir yöntemle meclisten kovan da yine Ecevit'tir. Ecevit'in zar zor yürüyerek, ayaklarını sürterek ancak varabildiği Meclis kürsüsünden "Şu kadına haddini bildirin" diye kükrerken verdiği fotoğraf hiç bir zaman milletin hafızasından silinmeyecek; her Ecevit ismi geçtiğinde layıkı vecihle anılacaktır.
*** Sayın Kılıçdaroğlu bula bula Ecevit'in merdud mirasını buldu ve ona abandı. Ecevit'in siyaseti fayda verse kendine verirdi ve 2002 seçimlerinde dibe çakılmaz, yok oluşun çukuruna yuvarlanmazdı.
*** Bir yandan da Sayın Kılıçdaroğlu'nu anlamaya çalışıyorum. Nevzuhur bir parti olmak istemiyor. İlla ki bir muhteşem geçmiş bulmak ya da kurmak zorunda hissediyor. Hafızasız insan olmadığı gibi, hafızasız siyaset de olmuyor. CHP geçmişine yönelik yaptığı yolculukta, hangi durağa uğrarsa uğrasın bugün için savunması oldukça zor fotoğraflarla karşılaşıyor.
*** Kılıçdaroğlu'nun Ecevit'e refere ederek Yeni CHP'yi kurgulamasının daha başka bir anlamı da şu olabilir: Yeni CHP; hem fikriyat hem de kadro olarak Kemal Atatürk'ün değil Kemal Derviş'in ortaya koyduğu fikirler ve kadrolarla yola devam edeceğe benziyor. Bu durumda Kılıçdaroğlu'nun Ecevit politikalarına sahip çıkıyor konumda durmasının nedeni, Ecevit mirasının Kemal Derviş çizgisinin kabülünde kolaylaştırıcı bir fonksiyon göreceği varsayımına dayanmasındandır. Ne de olsa Ecevit'in son seçkisi ve kurtarıcı olarak Türkiye'ye sunduğu bir figürdür Kemal Derviş. Yani Ecevit de Derviş derdi, Kılıçdaroğlu da Derviş politikaları ve kadrosu diyor. İşte size siyasette tam tutarlılık ve süreklilik! İLKOKULLARDA BAŞÖRTÜSÜ Başörtüsü yasağını haklı çıkarmaya yönelik söylemlerin merkezine yeni bir argüman oturtulmaya çalışılıyor. Önceleri Kamusal alanda başörtüsü olmaz, üniversiteler de bu kapsam içerisine girer ve buralarda da yasaklanmalı, dediler ve yasakladılar.
Başörtüsü yasağı sokaklara taşmak üzere idi ki, bin yıl süreceği kehanetine rağmen 28 postmoderrn darbesi can çekişmeye başladı ve yeni bir sürecin içine girdik. Başörtüsü üniversitelerde serbest olabilirdi ama başını örtmeyen diğer öğrenciler, başörtülü öğrencilerden etkilenerek aynı yola girebilirlerdi. Meşhur kahinleden Tahran Erdem "böylesi bir başörtüsü serbestliği sonun da Türkiye'de başı açık kadın bulunamaz bir noktaya gelir, bunun da önlemi alınmalı, diyordu. Fiili Başörtüsü yasağı, Yeni YÖK tarafından fiilen kaldırınca, "bu serbestiyet burada kalmaz, ilk okula hatta beşiğe kadar başörtüsü talebi gelebilir" şeklinde kara propogandaya başladılar. Bu çerçevede kimi illerde, kimi ilköğretim okullarında okuyan bir kaç öğrenci başörtüsü ile okuma talebini iletince; mal bulmuş mağribi gibi bu girişimlerin üzerine abandılar: Biz söylememiş miydik, demeye başladılar.
*** Bu kara propogandayı etkisiz kılma amacına matuf Bayan Gül'ün Londra'da yaptığı açıklamayı okuyalım öncelikle:‘Bu konuda yaşanan bir cehalet varsa biz bunu da ortadan kaldıracağız. İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir." Bu açıklamada ne var. Klasik ilmihal anlatımında söz konusu edilenler, Bayan Gül'ün uslubunda gündeme taşınmış. Klasik ilmihal kitapları ne der: "akıl baliğ olan, rüşt çağına eren, her müslüman erkek ya da kadın için, dinin emir ve yasaklarına göre davranmak bir vecibedir. Gereğini yerine getirmeyenler günah işlemiş, inkar edenler ise küfre girmiş olur." Yani kendi özgür iradesi ile karar vermek durumunda olanların tercihleri esastır. Bu konuma gelmiş olanlara iradesi dışında yapılan dayatmalar, o kişinin özgürlük alanına müdahale anlamı taşır. Bayan Gül ne diyor " Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir." Bayan Gül'ün bu açıklaması, genç kızların başörtülü okula gitmesine engel olanlar için bir kalkış noktası olacaksa baş göz üstüne. Türkiye şartlarında bayanlar 9-12, bilemediniz 12- 15 yaşlar civarında akil baliğ yani karar verecek yaşa gelmiş oluyorlar. Kararları geçerli olduğu andan itibaren tercihlerine saygı gösterilecekse, 6. sınıftan itibaren serbest bırakılmalı. Çocuk yaştaki kızların kendi irade ve isteği ile baş örtmeyi tercih etmelerinden ne kadar bahsedilemez ise, başı açıklığı da tercih edecekleri de söylenemez. Bu durum geleneklere ve Ebeveyn'in çocukları üzerindeki denetip- gözetme ve eğitme hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir, zorlamaya mahal yoktur.
