YIKILASI ŞU DAĞLARIN ARDINA
İsmail Detseli

YIKILASI ŞU DAĞLARIN ARDINA

Bu geceden beri içimden esen Geçmişin güzellikleri.
uzun ama okumaya değer diyorum.


YIKILASI ŞU DAĞLARIN ARDINA


Yıkılası şu dağların ardına
Aşıp gider bir gözleri sürmeli
Cennet-i alada bir gül açılmış
Kokar gider bir gözleri sürmeli

Kuru kütük yanmayınca tüter mi
Ak memede çifte benler biter mi
Vakti gelmeyince bülbül öter mi
Ötüp gider bir gözleri sürmeli

Deniz kenarında avlarlar avı
Kılavuz ederler telli turnayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi
Çözüp gider bir gözleri sürmeli

Sunayı da deli gönül sunayı
Ben yoluna terk eyledim sılayı
Ak göğsün üstünde ilik düğmeyi
Çözer gider bir gözleri sürmeli

Karac'oğlan kalem alır destine
Selam verir yarenine dostuna
Beyaz topuk sandal tuman üstüne
Değip gider bir gözleri sürmeli


Yukarıdaki genç ihtiyar her Türkün anlayabileceği yalın Türkçe ile efsane aşığımız Karacaoğlan tarafından söylenmiş bir şiirde neler neler ifade ediliyor.


Karacaoğlan merhum çok gezmiş çok şeyler görmüş, her gördüğü güzele aşık olmuş, dağlara sitem etmiş bazen dağlara sığınmış sevmiş, kar yağışından şikayet etmiş ama bazen de o yağan karları sevmiş.

O doğa olaylarına güzel sözlerle hitap ederken, yani kendi yaşadığı bir olaydan ya da o yaşadığı zor yıllarda insanların yaşayabileceğini düşündüğü çileyi meşakkati düşünerek gönül dünyasında ki hayallerini şiirle dile getirmiş bir aşığımız Allah rahmet eylesin.


Geçmişte bu iletişim imkanlarının hiçbirinin olmadı uzun kış gecelerinde ninelerimizin dedelerimizin dizleri dibinde oturup onların bal damlayan ağızlarından dökülüverecek efsane masal dürüst riyasız yaşam ve kahramanlık hikayelerini dinlerken bu günün gelişmiş teknolojisine o dünyaları verseler vazgeçemeyeceğimiz gelecek neslimizi idame ettirecek olan yavrularımızın elimizin altından nasıl kayıp gittiklerini aile içi hiçbir diyalogun yaşanmadığı yemeklerin bile aile içersinde toplu olarak değil birer birer ferden yenip herkesin bir odaya çekilip elinde ya bilgisayar ya da laptop veya cep telefonu ile meşgul olduğu hatta dünyadan habersiz o sihirli kutunun içersine dalıp gittiği oğullarımız kızlarımız hatta eşlerimiz acaba bu dünyanın veya atalarımızın geçmişinden çekilen çilelerden yaşanan sıkıntılardan harplerden bir haberi var mı?

Ya da merak ediyor mu bunları. Yok yok bu günün gençliğinin öyle bir derdi yok herkes kendine bir yaşam biçimi seçmiş onunla aldanıp gidiyor. Ee bunun sonucunda eskilerden dinleyip hadar (örnek) almadığı yuva kutsallığı evliliğin önemi neslin devamı maneviyat hakkında dini yaşam konusunda hiçbir bilgi yok sorumluluk yok evlenmeyi sadece bir nefsi arzu ve istekleri için olduğunu zanneden çoluk çocuk olmuş evde ihtiyaç varmış bunlar filan halt getire.

Bu erkeler için hadi. Ya hanımlarımız onlarda aileyesaygı duymak ve kutsal aile yuvası kurmaya onun idamesini sağlamaya yönelik bir bağlılık yok ne yazık ki.

Eğer aile reisi dara maddi yönden zora düşer de hanımın istediği şeyleri almazsa arabası olmazsa, gezmeye gidemezse, denize tatile götürmezse, o kahrolası sihirli kutu bilgisayar denen iletişim aletinde gördüğü hayal dünyasındaki lüks yaşamların büyüsüne kapılıp yuvasını çoluk çocuğunu terk edip bir başkasına ve ya baba evine bırakıp giden sorumsuzlar.

Tabi şunu söylemek mecburiyetindeyiz ki bütün bu zorluklara katlanıp da çoluk çocuğunu bütün zorluklara rağmen saçını süpürge edip başarılara ulaştıran cefakar analarda var.

Ortada analı babalı öksüz yetim lalan çocuklar yuvalarda yetişip aile yuvası sıcaklığından mahrum korunmaya muhtaç ama bir şekilde günümüzün kötü niyetli insanların ağına düşüp en tehlikeli öldürücü hastalık olan uyuşturucunun ağına düşüp hayalleri sönüp ömrünü yitirip giden yavrular.


Oysa şu yukarıda yazılı şiir ne güzellikler anlatıyor gerek karşı cinste görmeyi arzu ettiği güzel şeyleri dünya yaşamının içersine oturmak için yazılan gerek o güzel yaşamın sonunda Rabbin rızası ile Cennet i âla da bir gül açılmış kokar gider bir gözleri sürmeli derken insanoğlunun ne güzellikleri hayal ettiği geçmiş yılları aklına getirivermek.


Mahrama nedir.
Mahrama eskiden kadınların sokak gezisine ve ya çarşıya pazara çıkarken elbise veya mantolarının üzerine attığı işlemeli oyalı bir çeşit örtü idi. Günümüzde kadınların şal adını verdikleri örtü. İşte bu güzel örtüyü Merhum Karacaoğlan bir şiirinde şöye dile getirmiş.


Mestine de deli gönül mestine
Aşık olan gül gönderir dostuna
Telli mahramasın attı üstüme
Terlersen sevdiğim sil dedi bana

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağızdan su gelmesi nedir
Ağızdan su gelmesi nedir
ŞANLI KONYASPORUM
ŞANLI KONYASPORUM