AĞIZA TAT KOYAMAYANLAR
İsmail Detseli

AĞIZA TAT KOYAMAYANLAR

Değerli dostlarım okurlarım geçmişte köyümüzde yaşanmış bir gerçek hikayeyi sizlerle paylaşmayı uygun buldum. Biraz uzunca bir yazı ama okumaya değer sanırım.


AĞIZA TAT KOYAMAYANLAR

Bundan elli yıl kadar önce köyümüzden annem kadar sevdiğim saydığım onu görünce annemi gömüş gibi olduğum saygıdeğer Rabia yenge merhum zeybek Mehmedinin hanımı anlatmıştı kendisinin ismini zikretmekte bir sakınca da görmem çünkü anlatacaklarım onun ifadesi kendiside canlı örneği bir sabah erkenden kapımız çalındı.

O zaman Gökyurt köyündeyiz daha baktım Rabia yenge köy tabiri ile İrabiye yenge anneme Meryem aba bir kab getir bu gece ineğimiz (buzalamış) yavrulamış size de bir çömlek ağız getirdim çocuklar yesin ama ben tadını koymadım (şeker veya pekmez) çünkü bize yasak maldan sağdığımız ağza tat koyamayız dedi.

Anacığım da tamam İrabiye sağ ol ALLAH kabul etsin hayrını dedi Rabia yenge gitmeden ben meraklı İsmail hemen atıldım. “irabiye” yenge neden ağıza tat koymuyorsunuz dedim? Şimdi çok işim var Ismaylım ben sana bunu sonra anlatırım guzum dedi. Ama ben o gün akşamı zor yaptım ve hemen akşam olunca anneme hadi anne İrabiye yenge gile gidelim diye tutturdum onların Ali isminde yaşıtım birde oğulları var bizde onunla çok iyi arkadaşız birbirimize sık varır geliriz. Akşam vardık biraz hoş beşten sonra eeee İrabiye yenge anlat bakalım şu ağız meselesini dedim ben meraklı şey. 


Kadıncağız başladı anlatmaya “kuzum bundan yüz belki yüz elli yıl önce benim kayınnamın kayınnası (yani kayınvalide) bu bizim hanemizde yeni gelin iken bir sabah erkenden kapıya bir adam gelmiş” Tak tak kapıyı çalmış ihtiyar pirifani ayağında pabuç yok sırtında elbisesi yırtık eski bir sahil. (ihtiyaçlı) Kapıya çıkan kadın buyur emmi der.

Kızım içeri girmeyeceğim benim karnım aç bana yiyecek bir şeyler ver şuracıkta yiyip gideyim demiş. Adam köyden birisi değil yabancı, köylü olsa herkes birbirini bilir kadın yiyecek bir eşeyler getirip vermiş adam yemiş ve kızım bu gece ineğiniz yavruladı bana birazda Ağız getir (ineğin yavruladıktan sonra ilk sağılan sütü) demiş.

Gelin hem hayret etmiş hem de Ağız’ı getirip ihtiyarın önüne koymuş adam bir kaşık alır agızdan kızım şunun içine birazda tat koy der fakat gelin o yıllarda pekmez ve şeker biraz kıt olduğundan vermek istemez ve emmi tadımız yok der halbuki ineğin yavruladığını bilen HIZIR evde bir çömlek pekmezinde olduğunu biliyormuş ama üstelemez Ağızı da yer ve kalkar. Hadi güzel kızım çömlekte pekmez vardı bana ağızı tatsız yedirdin ALLAH evinize bol bereket versin elinize sahavet versin evinizden misafir eksilmesin bol yedirin içirin iyilikle geçinin yalnız dünyadan gelin geçin ağıza tat koymayın ağıza tat koyarsanız doğan yavrunun hayrını bulmayın deyivermiş. 


Ve bir anda gözden kaybolmuş işte Ismaylım o gün bu gündür bizim sülalemizde inek koyun keçi yavruladı mı biz onların ağızını
Sağarız yeriz yalnız içersine tatlandırıcı bir şey koymayız çünkü çok denedik tatlandırdık mı o gün doğan yavru ölür kuzum hikaye bu dedi. Bu ağız denen mübarek sıvıda tatsız zor yenir sevgili okuyucularım şunu belirteyim eskiden insanlar saf ve temiz kalplilermiş ALLAH yolunda başkalarına iyilik yapmakla içlerinde hiçbir fesatlık olmadan yaşamayı yeğlerlermiş.

Onun için zaman zaman Hızır yeryüzüne iner bu saf kulların doğru yoldan ayrılmamaları için onları kendini belli etmeden uyarırmış bu benim şahsi kanaatim çünkü şimdi hiç Hızır geldiğini işitmiyoruz.


Yanarsa yaptıramam.
Efendim bu sülaleden bahis açılmışken bazı anektotlarım var onları da anlatayım sülaleye Gökyurt Gilissıra köyünde zeybekler zeybek gil derler eski köy (ceridesinde kayıt defteri) kütüğünde lakapları Elkaranlı oğulları diye geçiyor rahmetli Mehmet amca ile (Rabia yengenin beyi) çok sohbet ederdim bazı anlattıklarını bende sizinle paylaşayım.


Zeybekler ismini Mehmet amcanın dedesi varmış zeybek MUSTAFA İzmir de efelik yaparmış yamanlar dağında çevresinde altmış tane (kızanı) efesi ile İzmir efesi olarak yaşarmış zeybeklik buradan kalma imiş.


Mustafa amcaya bizim İzmir de ticaretle uğraşan o zamanki köylülerimizin yanına gelir gider hasbihal edermiş yani köylülerinden hiç kopmazmış. Bir gün köylülerimizle oturup sohbet ederlerken Köylünün biri Zeybek İzmir in en büyük çarşısı olan Ali Paşa çarşısı satılık edildi baya da yüklü para isterler. Senin mali durumun bunu almaya müsait gel şu çarşıyı kaçırma al demişler Zeybek Mustafa gelmiş çarşıyı şöyle bir gezmiş kapalı alanları açık alanları çok büyük bir çarşı. Ama köylülerimize arkadaşlar ben burayı almam demiş sebebini sormuşlar neden almazsın yahu şayet paran yetmezse bizlerde yardım edelim demişler? Yooo param yeter bu çarşıyı almasına alırım amma YANARSA yaptıramam sonra bana küfrederler demiş okurlarım itiraza dikkat ettiniz mi bence tam bir Efe itirazı diyorum.


Yine bana anlatılan bir mertlik konusunu paylaşayım sizlerle.
Bu Zeybek Mustafa amca bir gece ülkedeki iç düşmanlara yaptığı vurgun sonrası handaki yatakhanesine geliyormuş. İzmir in meşhur konak meydanında bir gencin bazı Çocukların rızkı için sabahın erken saatinde çalışmaya gitmekte olan kadınlara askıntılık yaptığını ve kendisine mani olmak isteyenlere de ağır küfürler ederek dayak attığını görmüş. Serde ve devrinde efelik olan bu güçlü Zeybek bu genci kolundan tutuğu gibi iki Osmanlı şamarı aşırmış suratına ve galizde bir küfür savurup durumu düzeltmiş şamarın acısını gören genç hiç karşılık vermemiş ancak yanındaki arkadaşları (çakallar) derdi oğlu anlatırken bu zeybeği takip etmişler evini öğrenip sabah şikayette bulunmuşlar. Bu adam valinin oğlunu döğdü ve ona çok kötü bir küfürle sövdü diye.

Meğer bu genç İzmir valisinin şımarık oğlu imiş. Tahkikat sonunda zeybeği mahkemeye sevk etmişler. Ama vali beye de durumu arzetmişler. Vali bey zaten bu zeybek Mustafa yı ve ülkesi için yaptığı işleri biliyormuş. Ona şöyle deyin zeybek vali beyin oğluna vurmadı ve ona sövmedi dedirtin beraat ettirin o vatanseverle uğraşacak vaktim yok diye tembihlemiş kadıyı. Kadı mahkemeye çağırdığı zeybeğe şöyle demiş zeybek sen vali beyin oğluna tokatta vurmadın sövmedin de değil mi diye sormuş.

Mustafa emmi yok kadı efendi yukarda Allah var ne yalan söyleyim sövdüm iki de tokat vurdum hergeleye demiş. Birkaç mahkeme böyle devam edipte yalan söyletemeyince zeybeğe bir başka sını onun yerine tutmuşlar ve o şahıs kadı efendi bu zeybeğe iftira ediyorlar zeybek vali beyin oğluna vurmadı da sövmedi de demiş mahkemeyi sonlandırmışlar.
Ulen diye sizin babanıza derler.

 

Yine Mehmet amca rahmetli anlatırdı zeybek Mustafa İzmir de efeliği bırakmış köyüne yüklü hatırı sayılır bir para ile dönmüş bir güzel ev yaptırmış içinin ahşabını günün özelliğine göre işleme ile işletmiş. Herkesin yağ kandili ve ocaklarda isli odun yakarken Mustafa amca ev islenmesin rengi solmasın kirlenmesin kararmasın diye lüx lambası yakarmış.


Bir yağmurlu günde evinin damında gezinip toprak olan damı yuvaklarken iki tane atlı Osmanlı askeri gelmiş onun ifadesi birisi mülazım evvel birisi mülazım sani (yani asteğmen teğmen derlerdi) atlarından inmeden hey ihtiyar muhtarın odası neresi derler? O da elinde yuvağa yapışan çamurları sıyırmak için kullandığı bel ile zaten yakın olan muhtarın odasını ta şurası kuzum diye işaret eder. Ederde sen misin elinde bel ile işaret eden gel ulan buraya sen nasıl elinle şurası dersin önümüze düşüp te göstersene derler. Bu ulen kelimesi çok ağırına giden Zeybek emmi geliyorum der elindeki eski bel ile yanlarına varınca. İkisine de birer kere vurur ve atlarından yere düşürür biraz daha dövdükten sonra mülazım sani’nin kulağından tutar çekerek.

Ben sizin mensubu olduğunuz Osmanlı ya kurban olayım yalnız siz ne idüğü belirsiz birer mahlûksunuz. Ben ulan değilim şimdiye kadar bana daha ulan diyen olmadı ulan ancak sizin babanız olur der ve Muhtar odasına götürüp Muhtara teslim eder. Şöyle söyler Muhtara, şayet bunlar şikayetçi olurlarda devletin adamları gelirlerse ben evdeyim benim evimi göster beni saklama beni tutuklasınlar der. Ertesi gün devletin jandarması gelir Mustafa amcayı götürürler bir kaç günden sonra Mustafa amca köye döner. Ziyaret ve geçmiş olsuna gelenlere sağ olun benim yaptığımı sakın sizin hiç biriniz yapmaya kalkışmayın Osmanlı zabitan gücüne tokat vurmak pahalıya mal oldu on beş kese altın verdim kendimi zor kurtardım dermiş
Ulan kelimesinin bir Konya lı efenin üzerindeki tesirini okuyun beyler...

Eskiden zor anda boz atlı Hızır
Yeryüzüne daima iner gezermiş
İnsanların nasıl hayat yaşadıklarını 
Gizli ve ya aşikare takip edermiş

Yüce Allahın verdiklerine
Kanaat edip şükür ederler mi?
Yoksa komşuları aç iken
Türlü çeşit nimeti yerler mi?

Eski İnsanlar tecrübeliymiş
Bazen inen Hızırı görürmüş
Hak hukuka riayet ederlermiş
Halk arasında hukuk doğru yürürmüş

Dünya da imkânınız var iken
İhtiyaçlı olanlara bolca verin
Onları zor günlerinde sevindirin
Karşılığını yüce Allahtan bekleyin

Gönülden verilen her bir sadaka
Birçok kaza musibete karşı durur
Allah rızası için tasatduk eden eller 
Dünya ve ahrette mutlaka refah bulur

Bu ozan İsmail şöyle ak ledip diyor
Artık Hızır da dünya yüzüne inmiyor
İnsanoğlu dünya malı hırsına düşmüş 
Hızır İlyası âlimleri ermişleri bilmiyor
01 Mart 2005 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ankara escort, pendik escort, ankara escort, bursa escort, eryaman escort bayan eskişehir escort escort ankara
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağızdan su gelmesi nedir
Ağızdan su gelmesi nedir
ŞANLI KONYASPORUM
ŞANLI KONYASPORUM