Çadırdan kız kaçırma
İsmail Detseli

Çadırdan kız kaçırma

Değerli dostlarım bundan kırk yılı aşkın bir zaman önce kendi yaşadığım bir olayı sizlerin beğenisine sunuyorum okuyun bakalım sevecek misiniz.

 

Çadırdan kız kaçırma

Aynı obanın gençleri idiler M. Emin ile Ayşe kız, aynı obada doğmuş, büyümüş, aynı havayı solumuşlardı. Çukurova’da da, göç dağlarında da birlikte yaşamışlar ve nihayet yaşları kemale ermiş, evlenme çağları gelivermiş ve içlerinde bir aşk alevi parlamaya başlamıştı.

 

Başlamıştı da bunların aşkını ne gören varmış, ne duyan varmış, ne aldırış eden varmış, ne de bunlarla ilgilenen varmış, herkes kendi havasında gelip geçiyorlarmış.

 

Ne yapsınlar bunlar da töre ve Yörük geleneği olan diğer gençlerin paylaştığı kaderi paylaşmayı kabul etmişler ve aralarında bir karar almışlar, uygun zamanı ve zemini kollamaya başlamışlar. Uygun zeminde köy idaresinde tanıdıkları ve güvendikleri, sevecen, cana yakın, babacan insanların bulunduğunu bildikleri Gökyurt (Gilissira) olmuş. Gökyurt’un dağlarını kaçma yeri olarak seçmişler Ayşe ile M. Emin. Çünkü buralarda devlete çabuk ulaşırlar ümidini her sene geldiklerinde içlerinde taşımışlar. Ve bir gün davarları otlatırken kafalarındakini uygulamaya koyup davarları obaya doğru sürdükleri ile kendileri de güvendikleri insanların bulunduğu köyün devleti temsil eden muhtarına ve idare heyetine sığınmaya karar vermişler.

İşte macera başlıyor.

 

Bir bahar mevsiminin yaza dönüş günleriydi sanırım bundan otuz yıl kadar önce idi bizim köyümüzün Meram Gökyurt dağları Yörük göçerler için tam bir otlakiyelik yer.

 

 

Köyümüzün kâtibi ve hesap işlerine bakmam dolayısı ile gelen aşiretlerin genelde kızı kızanı oba beyi delikanlısı hepsi de beni tanırlar

 

Bundan dolayı bir gece vakti evimin kapısı usulca çalındı, kim o dedim, hafiften bir ses “Benim kâtip ağa Yörük Mehmet Emin, aç kapıyı” dedi. Açtım. Bana acele bir selam verdi, ağam Ayşe’yi kaçırdım aha burada, ne olur bize yardım et, atlılar çoktan peşimize düşmüşlerdir dedi. Belli ki ikisi de ölümden ziyade hayallerine erişememe korkusunu yaşıyorlardı. Gelin önce karnınızı doyurayım, sonra bir çaresine bakarız dedim. Ağam bırak ekmeği çayı, onlar bizim boğazımızdan geçmez bizi hökümete ulaştır dediler

 

Eğer işin yoğusa sen de gelsen heyetsin sizde hökümet sayılırsınız ağam ne olur dedi Yörük Mehmet Emin de. Yörük kızı Ayşe de gayet kararlı idi.

 

Bu arada sabahta oluyordu muhtarın evinden bana bir haber geldi kâtip muhtara iki atlı Yörük gelmiş kaçak arıyorlarmış muhtar seni çağırıyor dedi.

 

Bizim kaçak âşıkları bir telaştır aldı, onlara sakin olmalarını ben gelene kadar evden çıkmamalarını, söyledim muhtara gittim.

 

İlk gelen atlılar Ayşe’nin babası ve dayısı idiler. Ben varınca yorgunluktan perişan olmuş bir Yörük daha geldi belli ki bu da Mehmet Emin’in babasıydı. Çok da korkuyordu. Zavallı işte. Evlatlar âşık olur, aşk yaşar, akıllarının dediği yere kaçar, babalar da onların derdini çeker dedim içimden. Buyurun ağalar derdiniz nedir diye muhtar sordu. Onlar da hemen kucaklarındaki taşları bir anda döküverdiler amma bu arada birbirlerine pekte kindar davranıyorlardı.

 

Ben köyün katibi olarak kanunları daha iyi bilen birisiyim ve hemen söz alıp kızın ve oğlanın reşit olup olmadıklarını sordum. İçlerinden kızın babası olduğunu anladığım kişi “O ne dimek ağa?” diye sordu. Yani yaşları küçük mü büyük mü? Yani kendi kararlarını verme yetkisine sahipler mi? Reşit dediğin bu ise reşitler ağa, amma ortada namus meselesi var dediler. Ben durun, telaşa gerek yok, bu telaş nedir? Onlar demek ki birbirlerini sevmişler, kararlarını vermişler. Ne yapalım kanı kanla değil kanı su ile yıkarlar bundan gayri sizlere de anlaşıp dünür olmak düşer dedim.

Hemen itirazlar ve suçlamalar devam ederken bir dakika dedim ve Ayşe ile Mehmet Emin’in bana gelir gelmez verdikleri aşklarını anlatan şiiri orada bulunanlara dokunaklı bir şive ile okuyuverdim o anda yüreklerindeki o kinin biraz kaybolduğunu görür gibiydim ne de olsa hepsi de ataydı.


O MEŞHUR AŞK ŞİİRİ ŞUYDU
Oğlan

Ayağına giyer yemeni

Bekle şu gelen geceyi

Aşkın yakıyor sinemi

Benimle kaçar mısın Ayşe’m

Kız

Havalarda uçar turna

Kaytan bıyığını burma

Kaçar mısın diye sorma

Ben hazırım Yörük beyim

Oğlan

Aynam ol da bir bakayım

Saçlarımı tarayayım

Şu karşıki kayadayım

Bohçanı alda gel Ayşe’
Kız 
Bohçam hazır kolumdadır

Bütün her şey yolundadır

Anam babam uykudadır

Hazırım ben Yörük beyim

Oğlan

Çiğdem çiçek açıp gelir

Dağlar bize geçit verir

ALLAH aşkımızı bilir

Gel de kavuşalım Ayşe’m

Oğlan

Dağlarda kekikler kokar

Yarim keklik gibi seker

Bu aşk ikimizi de yakar

Tez gel kavuşalım Ayşe’m

Oğlan

Hazırsan bugün kaçalım

Şafakta dağları aşalım

Taş pınarda buluşalım

Yakar aşkın beni Ayşe’m

Kız

Ağılda keçiler meleşir

Anam peşimde dolaşır

Bu aşk bizim kim karışır

Hazırım ben Mehmet Emin

Oğlan

Anan baban seni vermez

İçten yana aşkı bilmez

Bu gençlik gidince gelmez

Tez gel de kaçalım Ayşe’m

Kız

Sabah kaçtığımız duyulur

Arkamızdan atlılar salınır

Cendermeye haber verilir

Tez gidelim Yörük beyim

Kız

Gece dağı ormanı aşalım

Issız yerlerden geçelim

Hökümet evinde birleşelim

Nikâhlanalım Yörük beyim

Ozan

Ozan İsmail der uçtular

Gece çay dere geçtiler

Hökümette birleştiler

Mehmet Emin ile Ayşe

 


Pazarlığı kurdum ben dedim kız babasına, el sıkışın bu işi tatlıya bağlayalım, söyle istediğini ağa dedim, kız babası Dursun ağa, dayıya da güvenerek üç deve, ikisi boduklu, elli keçi donanımlı bir çadır evi isterim demez mi?

 

Oğlan babası Çakır Sülün’ün kanatları yere düşüverdi. İnsaf Dursun ağa ben bütün ömrümce çalışsam bunları sana ödeyemem dedi. Sen bilin istersen hemen yola çıkarız, ikisinin de ileşini önüne getirir atarım ha diye tehdit savurdu. Muhtar hop Dursun ağa nerde ne konuştuğuna iyi dikkat et burası da bir hükümet makamıdır diye çıkıştı.

 

Çakır Sülün usulca “Doğru bunnarda hökümet dimek gardaşım dursu,n şeriatın kestiği barnak acımaz, bunnar ne derlerse ben ona irazıyım” dedi yükü bize yükleyiverdi.

Biz muhtar emmi ile dışarıda biraz istişare ettik ve içeri girdik muhtar bana dinleyin bizi ağalar biz aramızda size golaylık tanıyacak bir garar aldık. Söyle gararımızı Katip dedi razı olurlarsa olurlar olmazlarsa deyyaha şehrin yolu. Devlet de orada getsinler devlete ben de gereğini yazarım hökümete dedi. Çakır Süllü kızına iki deve, bir boduk (deve yavrusu), bir ufak çadır evi, on beş keçi, iki çuval un versin

Tamammı deyince Anadolu’mun saf kalpli temiz insanları tamam ağam sende dövletin bir golu sayılırsın dediğine irazıyız dediler. Benim hazırladığım evlenme evraklarını muhtar mühürledi işlemleri bitirdik siz gidin hazırlanın biz kaçakları bulur getiririz dedik. Onlar gittiler biz de belli bir vakitten sonra Mehmet Emin ile Ayşe kızı yanımıza alıp obaya (Yörüklerin oturduğu yer) gittik. Mütevazı bir yemekten sonra gençleri evlendirdik. Yörük obasında bir hüzün bir sevinç birbirine kavuştu, yemeklerden sonra gelinle damat ellerimizi öptüler. O gece ayrıca kurulmuş olan bir çadıra gelini ve güveyiyi koyduk.

 

Obadan Yörüklerin muhabbetli ilgileri ile uğurlandık. Müslümanlığın gereği işleri tatlıya bağlamaktır. Ben Şair İsmail 29 yaşımda Yörük gelinine kaynata olmuştum, göçerler her gelişlerinde bana uğrarlar, espriyle kaynata diye seslenirler misafirim olurlardı bu eski anıyı okuyucularımla paylaşmak istedim tabi o güzel aşk şiiri de bana aitti vesselam…

 

İsmail DETSELİ 30 Haziran 2004

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Mustafa Süs ile SIRA DIŞI BİR RÖPORTAJ
Mustafa Süs ile SIRA DIŞI BİR RÖPORTAJ
Cumhurbaşkanlığı'ndan ağlatan 15 Temmuz klibi
Cumhurbaşkanlığı'ndan ağlatan 15 Temmuz klibi