Eski insana, hayvana, tabiata dair…
İsmail Detseli

Eski insana, hayvana, tabiata dair…

BİNEK HAYVANLARIN SUYA İŞEMELERİ

Kırsalda yaşayanlar çok iyi bilirler. Köy yerlerinde merkep at ve katırlar yani top tırnak diye tabir edilen yük hayvanları bir akarsudan, bir dereden, bir ırmaktan ya da su ile bataklık haline gelmiş bir yerden geçerken şiddetli bir istek ile o suyun üzerinde ısrarla durup arka ayaklarını iki yana doğru açarak mutlaka ufak çişini yapmak ister. Onu bu isteğinden asla vazgeçiremezsiniz. Hatta dövseniz, ona şiddetle zarar verseniz, yine o isteğini yapacaktır. At ve katırlar o kadar ısrarcı olmasa da merkepler çok ısrarcıdırlar bu konuda.

Bu konuyu sorduğumuz büyüklerimiz şöyle cevap verirlerdi: Bu belki bir efsane ama üzerinde düşünülmesi gerekir kanaatindeyim ben. Şeytan Allah’a isyan edip de cennetten kovulunca bu hırsını yüce yaratanına şöyle ifade etmiş: “Ben, bana verdiğin zehirleme özelliğimi akarsulara bile zehrimi kusarak, senin kullarını zehirleyecek, onlara düşmanlığımı sürdüreceğim. Allah Teala da “Onlar senin zehrinden korunmasını bilirler bu zaafa düşmezler” buyurur. Şeytan “Zehrimi onların akarsularına, içme sularına kusmak suretiyle düşmanlığımı sürdüreceğim” karşılığı verince Allah’ü zülcelâl “O zaman ben de senin o zehrine merkeplerin idrarını şifa olarak veriyorum” demiş. Onun için merkepler, bu emri yerine getirmek için akarsudan, bataklıktan geçerken mutlaka buralara durup işemek isterler. Bunu dayakla veya başka türlü şeylerle durdurmak mümkün değildir.

Bu işi kırsalda yaşayanlar çok iyi bilirler ben bilakis bu gibi olaylarla çok karşılaştım. Uzun bir süre köydeki yaşımım boyunca arazilerimizde akan çaylardan, arklardan, derelerden, bütün köy halkı su içerdi. Hiçbir zehirlenme vakasına rastlamadık. Ayrıca büyükler şöyle derlerdi: Akarsu murdarlık tutmaz, çekinmeden içiniz ve yemeğe bulaşığa kullanınız.

DEVELERİN DİKEN YEME AŞKI

Belki bunu herkes bilmiyordur ama kırsalda köylerde yaşamış ve yörük göçerler ile hemhal olmuş, bilhassa çobanların bu konuyu iyi bildiğini sanıyorum. Bu mübarek develer, dağlarda bilmem boyunları eğri, boyları ise çok büyük olduğundan, bilmem çölde başka yeşil yiyecekleri çok bulamadığından alışkanlık mıdır yoksa yaradılıştan mıdır bilinmez yüksek ağaçlardan alıç ağacının, armut ağacının daha diğer dikenli ağaçların dikenlerini ve yapraklarını dallardan koparıp yemeyi çok severler. Şayet böyle yüksek ağaç olmaz ise otladıkları yerde o zaman mutlaka çevrede bulunan bir çok türde diken bitkilerini yerler. Bundan dolayı türkülerde bile yeri var diken yemenin.

Karşıdan geliyor bir buhur deve

Ağzında dikeni (keven) oda bir diken çeşidi yiyor geve geve

Yar ne zaman gelecen bizim evlere

Beyleri beyleri de vay aman eşme kaya beyleri aman aman

Benleri aklıma düştükçe şaşırırım evleri aman aman

diye devam eden Konya türküsü.

KEÇİLERİN AĞACA ÇIKMA TUTKUSU

Yine kırsalda çok rastlanan olay vardır. Bunları da anlatmadan geçmeyelim. Çünkü bunların hepsi yok oldu, tarihe karıştı. Bu bilgileri gençlere aktaralım, geçmişten bilgileri olsun. Bunun efsanesini de büyükler şöyle aktarırdı bizlere: Nuh tufanından sonra sular çekilip de Nuh’un gemisi bir yerde durunca içerisindeki canlılar kendilerini dünya yüzeyine atıvermişler. Onca canlı mal, arazideki bitkilerden nemalanırken keçiler arazide bulunan ağaçlara tırmanıp ayaklarını ağacın dallarına artmak suretiyle dalın yeni filizlerinden yiyip karınlarını doyuruvermişler. İşte ondan sonra bu yaratık her ne kadar yerden otlasa da fırsat buldukça ağacın olduğu yerde ondan nemalanmayı tercih eder.

Bize anlatılan efsaneler böyle. İşte bizlerin de şahit olduğu üzere keçi kısmı dağlarda otlarken şayet yakınlarında orman var ise veya başka tür ağaçlar varsa o kadar otun arasında mutlaka o ağaca çıkar, onun tepelerindeki taze sürgünleri yemeye çalışır, daldan düşme, yaralanma pahasına bile. Onun için dilimizde, babaya anaya benzeyen evlatlar için çok kullanılan bir deyim vardır,  “Ağaca çıkan keçinin dala çıkan oğlağı olur” diye.

O GÜZELİM MEKTUPLAR

Bu deyimleri ve benzer söyleyişleri daha çok kadınlardan dinledim ve derledim. Küçüklüğümde kadınların arasında çok bulundum. Onların bana karşı gösterdikleri ilgi ve sevgidendi. Okuma yazmayı babamdan öğrendim. Daha henüz ikinci sınıfta iken öğrendiğim okuma yazma bilgisi beni zamanın kadınlarının gelinlerinin sevgilisi yapıvermişti. Neden mi? Taze gelinlerin veya kocası gurbete para kazanmak için gitmiş hanım teyzelerin mektup yazdıracakları, sırlarını açabilecekleri kişi bendim. “Hadi Ismayılım yaz bakalım benim kocama bir mektop” derlerdi. Babam yazarken öğrendiğim ilk başlığı atardım. “Deruni dilden, canı gönülden pek sevgili oğlum”… Eğer kadının kocasına yazacaksam “Ey benim evimin direği, nikâhımın gereği sevgili yüzünü öptüğüm herifim” diye başlardık. “Evvela mahsus selam ider, hatırlarını sorarım” der, beklerdim, hanım tarafından verilecek haberleri. Artık evde beyi yok iken yaptırdığı önemli işleri, çocukların, malların tarlaların durumlarını kaldırdığı ürünleri bir bir sıralar, sonunda da istediği şeyleri yazdırırdı. “Herif eğer yakında köye bir gelen olursa yanından şunları şunları acele yolla, bu isteklerim çok  ehtiyaçtır, aman ehmal etme” der yine sevgi sözcükleri ile satırları keserdik.

Ya yavuklusu askerde olan genç kızlar var… Onlar artık bir gizli mekânda veya dağda davar sığır otlatırken beni yakaladılar mı koynunda daima taşıdığı bir kara kalem ile defterden yırtılmış bir kağıdı sıkılarak bana uzatır, “Ismayıl sarım (bu kelime bizim köyde büyük sevgi ifadesi idi küçükler için) bana bir mektup yazıver. Aman kimseye söyleme sana ben çok hediyeler alırım” derd. Bazıları alırdı bazıda almazlardı, ama olsun ben yazardım onların gönlü hoş olurdu. “Çok sevgili nişanlım. Evvela selam iderim, seni çok özledim bu mektubu sana yazdırdığımdan, ananın babanın kendi ana babamın da habarları yok, seni çok özledim Bir an evvel gelmeni gavuşmamızı hasiretle bekleyorum” diyerek devam ederdi. Bildiğimiz sevgi sözcükleri ile bitirirdik. Bu kelimeler onlardan gelirdi. Ben sevgi sözcüklerini pek bilmezdim, babamdan bunları öğrenemezdim çünkü yasaktı.

İşte böyle bir yaşamın getirdiği bilgi beceri ve öğrenmek kabiliyeti çok şeyler kazandırdı bana. O mektupları şimdi çok arıyoruz. Saygı ile…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ankara escort, pendik escort, ankara escort, bursa escort, eryaman escort bayan eskişehir escort escort ankara
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağızdan su gelmesi nedir
Ağızdan su gelmesi nedir
ŞANLI KONYASPORUM
ŞANLI KONYASPORUM