Selman Seher SÜRGÜN, İNEK, GÜLSÜM

SÜRGÜN, İNEK, GÜLSÜM
Selman Seher

SÜRGÜN, İNEK, GÜLSÜM

Tek Parti döneminde bu millete yaşatılanlar, milletin derin hafızasında yer etmiş. Ezan’ın kimliğinden soyutlanması, Kur’an eğitiminin yasaklanması, dini olan her şeyin suç unsuru olarak görülmesi…Tabulaştırılan Mustafa Kemal Atatürk algısı…Tüm bunlar tek parti döneminde kalmadı elbette. Zaman zaman daha beter bir biçimde hortladığı günlere hep beraber şahit olduk. En son 28 Şubat sürecinde yaşadık tek parti dönemini aratmayacak zulümleri.

Tüm bu dönemlerde yaşananlar milletin şuuraltında silinmez bir yer tutmuş. Bunun en çarpıcı ve komik ve aynı zamanda trajik örneği; 2009 yılı Mayıs ayında Malatya’da yaşandı. Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kadiruşağı köyünde bir ilkokul bahçesinde bulunan bir Atatürk büstü adı Gülsüm olan bir inek tarafından tahrip edilir. Bu olay medyada geniş yer alır. İneğin sahipleri ve köylüler başlarına neler gelebileceğini tarihi tecrübeden hareketle hissederler ve İneklerini sürgüne gönderirler. İşte bu olay Beyaz perdede yer alır. 28 Şubat günü gösterime girer. Ben de Cumartesi akşamı Sürgün İnek’e gittim. Hasan Kaçan’ın başrolde oynuyor olmasından kaynaklanan bir rahatlık içinde Kayseri Form’un sinema salonunda yerimizi aldım. Filmin gösterimi esnasında yaşanan kopmalar oldukça can sıkıcıydı. Eskiden olsaydı salonda bulunan izleyiciler bir yandan çılgınca ıslık çalar, avazları yırtılırcasına “makinist” diye bağırırlardı. Böyle olmadı. Sakince ve sabırlıca filmin koptuğu yerden yeniden baglanmasını bekledik, durduk.

Bel altı çağrışımlarına değil, tarihi çağrışımlara göndermeler yapılarak espiriler üretilmiş. Espirilerin kalitesi göz yaşartacak denli insanı güldürecek kıvamdaydı diyeyim siz anlayın.

 “Düşüncelerinden ötürü insanların sürüldüğü günlerde “Gülsüm” adı verilen bir ineğin, sahibinin elinden kaçarak ilkokul bahçesindeki Atatürk büstünü kırmasıyla başlayan olaylar, içinden geçilen dönemi en iyi tarif eden ve basına yansıyan olaylardan biriydi. Gülsüm ineğin hikâyesinden esinlenilen ‘Sürgün İnek’, Yeşilçam oyuncularından yeni dönem çocuk oyunculara kadar 4 kuşağın bir araya geldiği bir film olmuş. Filmde Hasan Kaçan ve Şebnem Sönmez başrolleri paylaşmış. Filmde ineğin sahipleri Şevket ve Cemile’den okul öğretmeni Gülay’a, imamdan müfettişe hiçbir karakter sönük kalmıyor. Ayrıca hiçbir küfür ve bel altı ifadenin bulunmadığı film izleyenleri kahkahalarla boguyor.

Ülke gündemini takip etmekte zorlandığımız, oldukça trajikomik olaylar yaşadığımız bu dönemde, tam da yıldönümünde 28 Şubat dönemini hicvetmek isteyen bir Türk komedi filmiyle karşı karşıyayız.

Politik hicvin en kuvvetli silahlarından biri mizah hiç kuşkusuz... Bu karikatürde de, müzikte de, sinemada da, başka sanat dallarında da örneklerine rastlayabileceğimiz bir durum. Politik hicivin mizahta yer bulmasının ve başarılı olmasının bir sebebi insanoğlunun bazı durumlar ile direkt ve fazla gerçekçi şekilde karşı karşıya kaldığında o durumu objektif olarak değerlendirmekte zorlanması ve olumsuz tepki vermesi ise, bir sebebi de ürün mizah olunca eleştirilen tarafın bu şekilde daha az zarar görmesi, eleştirinin karşı tarafın gözüne sokulmuyor, ona hükmetmiyor olması… Burada tabii kullanılan hicivin kıvamı da işleri değiştirebilir. Mizah yoluyla da birilerinin canını acıtabilir, birilerini rahatsız edebilirsiniz, bu konuda nice davalar da açılmıştır bugüne kadar, haklı ya da haksız yere…

Filmi okumak gerekirse Sürgün İnek, elbette ki 28 Şubat kararlarını –az kıvamlı şekilde- eleştiriyor. Askeri darbe demek yerine post-modern darbe diye anılan 28 Şubat olaylarında alınan kararlar sonucu neler olmuştu;  fişlenenler, yok yere hapis yatanlar, türlü türlü şekilde mağdur olanlar... Din ile yönetilmeye karşı koyup laikliğe leke sürdürmeyelim kisvesi altında çok kişinin canı yandı. Filmde bu denli acı mağduriyetlere yer verilmemiş. Hicvedilen daha çok abartılan Atatürkçülük ve bunu kullanarak insanların birbirlerine yaranma yarışları, yani içi boş bir Atatürk sevgisi… Yenisinin anında dikilebileceği kırık bir Atatürk büstü yüzünden neredeyse tüm ülkenin karışması, askerin gelip müdahale etmesi, inek kırdığı halde arkasında başka dolaplar olduğu paranoyası… Yani hafif, kimsenin canını yakmayacak, ince bir hiciv, her kesimden insanı güldürecek bir durum komedisi.

Filimden bir estantane:

Kur’an Kursu yasağını Karete Kursu açarak (tabelayı böyle değiştirerek) delen Köy imamı var mesela. Hoca yasağı delmek için Kuran Kursunu Karete Kursu olarak lanse eder. Köye girecek olan herhangi bir resmi araç olduğunda haberdar etmek üzere öğrencilerden biri şadırvana nöbetçi olarak dikilir. Öğrencinin eline bir teyp verilir. Teyipte hazır olarak Mozart’ın 9. Senfonisi vardır. Resmi araç görününce düğmeye basılacak Mozart çalacak. Bu paroladır. Hoca da müzik sesini duyunca elif ba okutmaya ara verecek Karete elbisesi giyen öğrencilerle karete talimi yapmaya başlayacaktır. Nöbetçinin uyuması planı bozar. Bu arada öğle ezanı okumak için minarenin şerefesine çıkan diğer bir öğrenci resmi aracın gelişini görür. Nöbetçinin uyuduğunun farkına varan müezzin ezan okumadan önce Mozart diye seslenir. Mozart sesini duyan imam durumu çakar. Ama köylüler, ezan vakti minareden ezan yerine Mozart anansunun yapılmasına anlam veremezler ve kendi aralarında durumu yorumlamaya başlarlar: Kimisi cenaze anonsu olarak, kimisi Türkçe ezan yeniden döndü diye yorumlar. Müfettiş Karete Kursu’na girer. Teftişe başlar. Cami altında Karete Kursu olur mu diye sorar. Sosyal faaliyet cevabını alır. Hoca öğrencileri tanıtır: Sarı kuşak Ali, Yeşil kuşak Selami, Kara Kuşak Osman derken içeriye takkesiyle nöbetçi girer. Hoca bu da Dindar kuşak diye takdim eder. Sadece bu sahnede bir çok komik olay bir arada hicvedilmiş.

  • Demirel’in “işte çağdaşlık bu” diye gösterdiği Mozart’ın 9. Senfonisini çalan senfoni orkestrası.
  • Türkçe Ezan’ın garabetliği
  • Başbakan Erdoğan’ın Dindar Nesil istiyoruz cümlesine gönderme.
  • Kur’an Kurslarında militan eğitiliyor iddiaları
  • Çocukların Kur’an öğrenmesine getirilen yasaklamalar tek bir planda ustalıkla hicvedilmiş. Böylesi örnekler filmin çeşitli yerlerine ustalıkla yerleştirilmiş.

NOT:

HÜRRİYET’TEN ALINTI: BÜST KIRAN GÜLSÜM’E SÜRGÜN (13 MAYIS 2009)

 

      Malatya’nın Yeşilyurt İlçesi’ne bağlı Kadiruşağı Köyü’nde oturan Gül Kılınç, ineği ‘Gülsüm’ü otlatmaya çıkardı. Bu sırada Kılınç’ın elinden kaçan inek, köyde bulunan İlköğretim Okulu'nun bahçesinde bulunan Atatürk büstüne çarptı ve büstü kırdı. Büstün kırılmasının ardından açılan soruşturmada neredeyse tüm köylülerin ifadesi alındı. Yetkililere, hiçbir kötü niyetinin olmadığını söyleyen Gül Kılınç, yaşanan gelişmelerden sonra ceza almaktan korktuğunu ve bu nedenle de ineğini başka bir köyde yaşayan akrabasına gönderdiğini söyledi.

      Gül Kılınç eşi Mevlüt Kılınç’la birlikte bu kararı aldıklarını ifade ederek, “Verdiğimiz ifadede de olayda bir kasıt olmadığını söyledik ancak yine de ceza almaktan endişe duyduğumuz için böyle bir karar aldık” dedi.

       Yeşilyurt İlçe Milli Eğitim Müdürü Seyit Reşitoğlu ise olaydan görevli öğretmeninin bilgi vermesiyle haberdar olduklarını belirterek, “Soruşturma için bir müfettiş görevlendirildi. Olayda bir kasıt olup olmadığı veya olayın oluş biçimi hakkında kesin sonuçlara ulaşılmaya çalışılıyor. Köylülerden alınan bilgiler, olayı bir ineğin gerçekleştirdiğini gösteriyor” diye konuştu.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İsveç 2 - 3 Türkiye maçın geniş özeti ve goller izle
İsveç 2 - 3 Türkiye maçın geniş özeti ve goller izle
Konya'da Merkezi sınavlar öğrenci alan okullar belli oldu
Konya'da Merkezi sınavlar öğrenci alan okullar belli oldu