Kim ne ederse kendine eder
İsmail Detseli

Kim ne ederse kendine eder

İlerlemiş yaşımın verdiği tecrübe ile bilge ana babalarımızın anlattıkları bazı darbımeseller bilgimizi irfanımızı güçlendiriyor. Bu darbımesellerden biri var ki hiç aklımdan çıkmaz ve her seferinde de gerçek olarak ortaya çıkıverir. Bakın o darbı meseli sizlere de anlatayım. 

Hikayeyi babacığım merhum şöyle anlatırdı, olaylar sonrasında. Padişahlığın hüküm sürdüğü Osmanlılar zamanında makul bir gelire sahip olamayan garip bir ama vatandaş bir başkasının yardımı ile padişah efendiye ulaşıp “padişahım ben fakir fakat onurlu bir insanım kendimi besleyecek bir gelirim yok. El açıp insanlardan dilenerek bir şeyler istemeyi de kabullenemiyorum. Ancak çok güzel bir söz bilirim, her gün size gelip bu sözü hatırlatsam bana günlük iaşemi temin edecek bir sadaka verseniz ben de arada ömrümün sonuna kadar yaşarım. Bu sözler padişah efendinin hoşuna gider ve ama adama o güzel söz ne imiş söyle bakalım der. Efendim dünyada kim ne ederse kedine ederder. Padişah kısa bir zaman düşünür ve adama “çok güzel bir söz bu her gün buraya uğra bu sözü bana söyle ben olmasam da vezirime söyle günlük iaşeni al” der ve hemen bir altın verip kendisini gönderir.

Âma zat gidiyor padişaha veya vekillerine “kim ne ederse kendine eder” diyor iaşesini alıyor.  Bunu uzun yıllar takip eden bir başka dilenci topal bir adam bir gün amanın önünü kesip “yahu sen de dilencisin ama hiç ortalıkta görünmüyorsun, üstelik üstün başında pek şık sen hangi muhitlerde dileniyorsun bu işin sırrı ne?” diye soruyor. Kalbinde hiç fitne ve kötülük olmayan ama adam durumunu olduğu gibi bu topal dilenciye anlatıyor. O da “yahu sen yıllardır padişah ile içli dışlı oldun ha benim için de rica etsen de bende senin söylediğin şeyleri padişahımız efendimize söylesem bana da bir rızık verse bende sokak sokak cami cami dilenmeyi bıraksam olur mu?”  deyince ama zat “olur yarın gidelim birlikte padişahımız efendimize söyleyelim sana da versin” der ertesi gün padişaha giderler durumu izah eder ama efendim bunun da zoruna gidiyormuş dilenmek lütfederseniz bu kulunuza da bir rızık verirseniz seviniriz” der padişah kabul eder tamam  sende her gün gel bu sözü söyle bir altın al” der, sevinerek ayrılırlar huzurdan.

Bir müddet böyle devam ettikten sonra topal dilencinin kalbinde bir fitne oluşur. Şöyle düşünür yahu bu kör senelerdir padişahtan altın alıyor ben buna bir hile düşüneyim bunu aradan çıkarayım padişaha kovdurayım. Belki ona vereceği altını da bana verir. Ben de gül gibi geçinirim. Bir sabah yine padişaha giderlerken topal dilenci köre “yahu daha erken gel bir çorba içelim şurada öyle gidelim huzura nasıl olsa altınımız garanti” der. Ama da “yok ben yıllardır yemek yemeden huzura çıkarım belki ağzım kokar efendimizi rahatsız ederim diye korkarım yemem” der. Topal, ısrar eder adamı lokantaya götürür “iki işkembe çorbası” der aklındaki hinliği uygulamak için görmeyen amanın çorbasına bol sarımsak sirke boca eder. Yemek sonrası doğru huzura varırlar ama adam yolda giderken ağzında bir şeylerin koktuğunu fark edince ağzını mendili ile sıkıca sarar söyleyeceğini itina ile söyler alacağını alıp huzurdan ayrılır. Olanları gizlice takip eden topal gelir huzura alacağını padişahtan aldıktan sonra padişaha efendiye, “Sultanım siz bu ama kulunuzu kaç senedir besliyorsunuz?” diye sorar. “Uzun yıllar oldu, niçin soruyorsun?” der padişah. Efendim hiç iyi bir insan beslememişisiniz, bu adam tam bir yalancı ve dedikoducu” der. “Neden?” diye meraklanır. “Bu sabah ağzı sarılı geldi huzura. Efendim birkaç gündür ortalığa bir laf saldı bu adam padişahımızda bulaşıcı bir hastalık zuhur etmiş aman herkes kendisini korusun diye. Onun için de kendisi huzurunuza ağzını kapatarak çıkıyor. Hala bu adamı besleyecek misiniz?” der ayrılır.

Bu sözlere içerleyen padişah kimseyi muhatap almaz, araştırmaz ertesi gün tekrar huzura gelen ama dilencinin eline yazılı bir kağıt verir, hadi bundan sonra sana altını vezirim verecek ona git deyip savar. Kağıtta şöyle yazmaktadır: “Bu yaramaz hain adamı idam edin.” Temiz kalpli komplodan habersiz olan ama dilenci tam huzurdan çıkarken topal kapıya gelir, dilencilerin okuma yazmaları yoktur. Sorar amaya “elindeki kağıt nedir?”. Bilmem padişahımız efendimiz “Bu kağıdı götür vezire ver. Bundan sonra o sana daha çok altın verecek dedi, ben de vezire gideceğim” deyince hırslı ve art niyetli topal dilenci rica eder ne olur ama Gardaş sen padişaha alıştın o kağıdı bana ver de vezirden altını ben alayım” der. Temiz kalpli ama olur deyip kağıdı topala verir, elinde kağıt ile vezire varan kötü niyetli topal apar topar sorgusuz idam edilir.

Ertesi gün ama dilenci yine padişahın huzuruna varır efendim kim ne ederse kedine eder der. İdam fermanının imzaladığı ama dilenciyi karşısında gören padişah bir an duraklar “oğlum bu sözü bir daha söyle” der. Adam söyler Padişah sorar “dün benim sana verdiğim kağıdı ne yaptın? Efendim tam kapıya çıktım topal kulunuzla karşılaştım bana yalvardı kağıdı bana ver diye elimden aldı gitti” deyince. Padişah yine sorar sen dün neden ağzını sarıp geldin huzuruma?  “Efendim ben yıllardır sizin huzurunuza yemek yemeden çıkarım. Dün topal gardaş zorla çorba içirdi. İçinde sarımsak varmış konuşurken ağzımın kokusu sizi rahatsız etmesin diye ağzımı sardım” deyince Padişah durumun vahametini anlar ve “hadi oğlum sen bildiğin yolda yürü kalbini ferah tut dünyada kim ne ederse kendisine eder. Topal da kedisine etti layığını buldu” deyiverir.

İşte bu gerçek asla değişmez dünya da kim ne iyilik ederse de kötülük ederse de kendisine eder. Memleket idaresine yapılan saldırılarda böyle değil mi? Fesatlık, fitnecilik yapanlar da kendine ediyor. Bu memleket insanına zarar veriyor. Bu mesel de bir hatırlatmadır. İyilikle kalınız.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ankara escort, pendik escort, ankara escort, bursa escort, eryaman escort bayan eskişehir escort escort ankara
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağızdan su gelmesi nedir
Ağızdan su gelmesi nedir
ŞANLI KONYASPORUM
ŞANLI KONYASPORUM