Buğday günü
İsmail Detseli

Buğday günü

Geçtiğimiz Kurban Bayramı arifesinden bir gün önce, akşam saatlerinde telefonumuz çaldı. Telefonu açtığımda, öbür ucundaki sevgi dolu sesin; çok sevdiğim, saygı duyduğum değerli ağabeyim, hocaların hocası Saim Sakaoğlu’na ait olduğunu anladım. Sağ olsun, Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin, değerli ağabeyim bütün yazılarımı okur ve onları kendi bilgi dağarcığında değerlendirir, ardından da hemen beğenisini benimle paylaşır. Sadece benim yazılarımı mı? Hayır… Kültür üzerine, Konya üzerine kim ne yazarsa ağabeyim onu mutlaka okur ve değerlendirir.

Bu değerli kültür adamının yazılarımı okuyup duyduğu memnuniyeti benimle paylaşması bana büyük haz verir ve daha çok şeyler yazmaya teşvik eder. Nasıl etmesin ki... Bizler onun, Anadolu insanının tabiri ile eline su dökemez, ayağının keliği bile olamayız. Bundan dolayı yazılarıma değer vermesi, yaz tatilinde bulunduğu Mersin’in Erdemli ilçesinin Tömük beldesinden araması benim için gurur vericidir.

Ağabeyim uzun telefon konuşmamızda bir hafta önce yazmış olduğum Devenin Üstünde Kuduz Dalamak adlı köşe yazımdan bahisle, “Aman kardeşim Detseli! Yaz, mutlaka bu kültürü yaz. Günümüzün önde gelenleri belki senin yazdıklarının değerini bilemez. Şuna inanıyorum bir gün gelecek, bu yazılarının her biri bir tez konusu olacak. Ben bunca kitap yazdım, hiç birisini ‘Basar mısınız?’ diye makam sahiplerine başvurmadım. Eğer üniversitede görevli olsaydım senin bu yazılarını mutlaka birkaç tezde bir araya getirtirdim. Konya’yı seviyorsan, ülkeni seviyorsan ki sevdiğini biliyorum, bu deyimleri, atasözlerini ve benzeri kültür ürünlerini yayımlamaya devam et. Bu güzel sözler, öbür tarafta işimize yaramaz ama burada insanların çok işine yarayabilir” diyordu.

Söze şöyle başlamıştı ağabeyim: “Bir iki gün sonra idrak edeceğimiz Kurban Bayramı arifesinden bir gün öncesine, Erzurum taraflarında şerefe derler.” deyince ben de dayanamadım. “Ağabey, bizim dağ köylerinde de arife gününden bir gün önceki güne buğday günü derler.” dedim. “Bu güne niçin böyle denildiğini bir yerlerde yazdın mı?” diye sorunca da, “Daha yazmadım.” dedim. “Öyle ise tam zamanı, yazıver.” dedi.

Anadolu insanının, bilhassa Anadolu köylüsünün yaşamından gelen köklü sözler, köklü gelenekler, belli inançları, örf ve âdetleri vardır. Yörelere, şehirlere göre değişiklik gösteren bu âdet, söylem ve görenekler Anadolu insanının hem dinî hem de millî hem de ırkî zenginlikleridir. Bunlar hem düşündürücü hem de bazı gerçekleri içersinde barındıran güzel âdetlerdir.

Biraz önce, “Arifeden bir gün öncesine buğday günü denilir.” demiştim ya, hepimiz biliyoruz ki Anadolu köylerinde insan yaşamının vazgeçilmezi, beslenme gıdamızın ana maddesi olan buğdayın bolluğu ve bereketi, nimet olduğu için saygıyı, besleyici olduğu için de sevgiyi temsil eder. Bunun sonucu olarak bayramdan iki gün önce, bayrama bolluk ve bereket, sevgi ve saygı ile girilmesini isteyen bu inançlı köy insanları dinî ve millî bayramlara karşı saygılarını böyle belirtirlerdi. Hatta bir çokları başkasından gördüğü bir hizmet ve iyilik karşılığında ona teşekkür ederken, “Naha evine buğday yağsın” ya da “Hay evine buğday yağasıca...” diye hayır duasında bulunur. Yine eski inançlardan biri de arife gününün sabahı, güneş doğarken çeşmelerden zemzem akacağına inanılırdı. Bunun için sabah gün doğumunda bütün köyün kadın ve kızları köy çeşmesinin başında zemzem doldurmak için kuyruklar oluştururdu.

Bunları nereden bildiğimi merak edebilirsiniz. Ben, yapım gereği küçüklüğümden beri pek çok konuya merak duymuşumdur. Zaman zaman büyüklerimden azar işittiğim de olurdu ama olsun, iyi ki sormuşum. Yıl 1958, Ramazan Bayramı’na iki üç gün vardı. Yakınlarımızdan bir kadın dördüncü çocuğunu dünyaya getirmeye hazırlanıyordu. Arife’den bir gün önce doğumu gerçekleşti. Erkek doğan çocuğun adını, ‘Adıyla geldi.’ deyip hemen Ramazan koydular. Köyümüzün yaşlı kadınlarından biri, lohusa kadını ziyarete gelince yeni anne o yaşlı kadına şöyle diyordu. “Kız Nazife, Rabbim günah yazmasın, doğumum yaklaştı. Allah kalbimi biliyor ya... Adını, Kadir gecesi doğarsa Kadir koyacağız, Arife günü doğarsa Arif, bayram da doğarsa Bayram koyacağız. Gönlüm bu adları çocuğuma koymak istemedi. Rabbime dua ettim, ‘Yavrum sevdiğim bir günde doğsun...’ diye. Dualarım kabul oldu. Doğumum buğday günü gerçekleşti.” dedi. O bilge kadın da, “Allah uzun ve buğday gibi bereketli, sağlıklı ömürler versin.” dedi. Gelenler gitti, bu buğday günü benim kafamı karıştırdı. Aradan çok geçmeden bu merakımı gidermek için hemen o merhume komşumuza sordum: “Yenge, buğday günü ne demek?” “Yavrum, bayram öncesi, arife gününden bir gün evvelki güne buğday günü derdi atalarımız. İşte bizler de bu âdetleri ve deyişleri gelecek kuşaklara aktarmak için sizlere duyurup devam ettiriyoruz.” deyiverdi de merakımı giderdi.

Okuryazarlığı olmayan ama bilgi hazinesi çok geniş, gönülleri insan ve canlı sevgisiyle dolu olan Anadolu kadının verdiği cevabı şimdi düşünüyorum da onlarla ne kadar gurur duysak onlara gece gündüz dua etsek yeridir diyorum.

Köyümüz ve civarında konuşulan eski deyimlerden bazılarını hatırlatarak yazımızı yazıyı bitirmek istiyorum.

Başına ukubetler yağası

Birisinden görülen bir zarar karşısında ona yapılan bedduadır; ‘Yani sen bu kötülüğü bize yaşattın, senin de başına ukubet, belalar yağsın.’ Anlamındadır. (ukubet: Allah tarafından verilen büyük bela)

Ayağımın keliğine değmeyen

Kendisinden çok küçük ve değersiz biri tarafından bir azar işitir ve ya bir zarar gören kimse, ‘Yahu, şu başımıza geleni görüyor musun? Ayağımızın keliğine değmeyen adam bir sürü laf söyledi beni zelil etti.’ gibi. (kelik: Pabuç, ayakkabı)

Astarı yüzünden pahalı

Yapılan ufak, basit bir işi değerinden fazla bir maliyete ulaşınca, ‘Yahu, şu kadarcık şeyin zararını gördün mü, astarı yüzünden pahalıya mal oldu.’ denilir. (yüz: Giysi yapılacak bir kumaş, astar: Kumaşın içine kaplanacak olan dokuma)

Ben tehlerim.

Bir evi, bir çocuğu, bir emaneti korumaya alan kimse o şeyin sahibine garanti verircesine, ‘Siz gidin, işlerinizi görün. Ben bu emanete bakarım, ben onu gözetirim.’ derdi. (tehlemek: Bir şeye uzaktan göz kulak olmak)

Alma gara saçlının ahını.

Bu da günlük hayatımızda insanların çok karşılaştığı bir şiddet olayıyla ilgilidir. Bir adam hanımına, bir ebeveyn kızına, gelinine zulmederse o zaman köy halkı bu sözü kullanır, zarar veren kimseyi kınardı. Alma gara saçlının (kadın, kız) âhını / Gökten indirir şahanı (şahan: Şahin kuşu)

Sağlıcakla kalın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
ankara escort, pendik escort, ankara escort, bursa escort, eryaman escort bayan eskişehir escort escort ankara
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ağızdan su gelmesi nedir
Ağızdan su gelmesi nedir
ŞANLI KONYASPORUM
ŞANLI KONYASPORUM